Bastırılmış Benliğim Ezik,
Buna Çare Müzik…
Dr. Nazım Gümüş
Eğitim
Programları ve
Öğretme-Öğrenme
Süreçleri Uzmanı
1. Anılarımdaki benliğim…
Balkan
Dağları’nın eteklerinde yer alan köyümüzde hatırlayabildiğim ilk çocukluk
yıllarımda, bir-iki büyük baş hayvanımıza yaz tatillerinde çobanlık yaparken,
ağabeylerimizden, çavdar sapı, söğüt dalı, baldıran gövdesi, vb.den dilli düdük
ya da sipsi yapmak için, çakılarımızla bütün gün yontmaya, kesip biçmeye,
olmadı, haydi yeniden uygun gerecini bulmaya uğraşırdık. Yeşil doğanın içinde,
esen yelin uğultusuna bir de bizim elceğizimizle yaptığımız sipsinin yankısı
eşlik etti mi, değme gitsin keyfimize…
Toplumsal ekinimizin ruhumun
derinliklerine böylesine kök salmasının ardından, ilkokul yıllarımda müzik
öğretmenimizin, sınıfta akordeonuyla biz öğrencilerini imgeler dünyasında
uçuşturmasının tarifi burada mümkün değildir. O, kanatlı su perileri gibi
klavyeler üstünde uçuşan parmaklarıyla maharetini sergilerken, ben korodaki
kız/erkek öğrencilerin çok sesli türküler/şarkılar söylemesinde olduğu gibi,
akordeonun içinde, bu sesleri çıkaranların kimler/neler olduğu sorusunu
yanıtlama savaşımı içinde olur ve umarsız düşlemlerimle baş başa kalırdım…
Başarılı öğrenim yıllarımın
akışında, yani ilkokul üçüncü sınıfta, babamın bana bir armağan alması önerisi
karşısında, hiç düşünmeden “saz ya da akordeon” dediğimi anımsıyorum. Daha
sonraki yıllarda, yoksulluk ve ayrılık sahneleriyle yoğrulmuş Edirne Erkek
İlköğretmen Okulu yıllarımda, hüzünlerim ve umutlarımın biricik dostu, işte bu
“akordeon” olmuştur. Tutumlarım, bilgi dağarcığım, yeteneklerim, dışsal görünüş
bakımından ve toplumsal ilişkilerimde kendimi algılama süreci olarak
adlandırabileceğim özbenliğimin
oluşumunda, müzikle çok yoğun bağlarım, hep olumlu bir etmen olagelmiştir.
*************
2. Bilimdeki benlik…
Bazı araştırmacılara göre,
özbenliğin birden fazla yönü bulunmakta ve karmaşık yapısı nedeniyle;
betimleme, değerlendirme, karşılaştırma ve duygusal/duyuşsal bakımdan
ayrımlaştırmaya tabi tutulmalıdır. Buradan hareketle, belirli alanlara ilişkin
özbenliklerin, genel özbenlik yapısına göre daha iyi kestirimlerde
bulunulmasına olanak tanıyacağı görüşü ileri sürülmektedir. Buna ek olarak,
araştırmacılar, okul (akademik) özbenliği (okuma, matematik, genel okul
kavramı, vb) ile toplumsal yetkinlik, bedensel yetenekler, dış görünüş,
yaşıtlarla ilişkiler ve ana-babayla iletişim, vb okul dışı alanlar arasındaki
ayrımı vurgulamaktadırlar.
Ancak, asıl dikkati çeken,
Winne ve Marx (1981)’ın ileri sürdükleri “ödünleyici model”dir. Bu modele göre,
özbenliğin değişik yanları, birbirleriyle orantılı ya da birbirinden bağımsız
olmaktan çok, ters yönde ilintilidir. Belirli bir alanda oldukça yeterli olan
ve dolayısıyla kendisini iyi bir başarımcı olarak duyumsayan bir kişi, başka
alanlardaki yetersizliğini ödünler (telafi eder). Anılan araştırmacılara göre,
okulda üstün başarılı olamayan öğrenciler, bedensel ve toplumsal bakımlardan
kendilerini daha başarılı görme eğilimindedirler. Bu görüşe dayanarak
varsayımda bulunulabilir mi? Eğer kişi iyi bir müzisyense, sportif, okuldaki ya
da toplumsal ilişkilerindeki yetersizliğe karşıt olan ya da onu ödünleyen,
müzik alanındaki uzmanlığı/doyuruculuğundan sözedilebilir. Nitekim, bazı müzik
öğretmenlerinin sarsılmaz yargılarına göre, müzik sınıfları/dersleri, okulda ya
da sporda başarısız öğrencilere başarılı
olma fırsatı sunmaktadır. Öte yandan, benliğin ölçülmesine ilişkin olarak
uzman görüşleri arasında ayrılıklar olmakla birlikte, bireyin kendini
algılaması ile gerçekte başkalarınca algılanmaları arasında yüksek oranlı bir
örtüşmenin bulunmadığı görüşü desteklenmektedir. Sonuçta denebilir ki, özbenlik
ölçeği olarak öğretmenlerce iç-gözlem ölçeklerine yaygın biçimde
başvurulmaktadır. Ancak, olumlu özbenlik algılaması ile başarı düzeyi
arasındaki bir ilişkinin olduğu kolayca
söylenemez. Dahası, özbenlik algılamasındaki değişimlere karşın,
başarıda bir değişimin asla gözlenmediği, dolayısıyla özbenliğin, başarının çok
güçlü bir belirleyicisi olmadığı sonucuna varılabilir. Bunun temelinde ise,
özbenlik ve başarı kavramlarının tanımlanma farklılıkları bulunmakta; bunlara,
özgül kültür ve toplum değerlerinin etkisi de katkıda bulunmaktadır.
3. Araştırma Bulgularındaki Benlik…
Bu saptamaya bir örnek
olarak, Gümüş’ün, Ankara İlinin Çankaya ve Yenimahalle İlçelerinde yer alan
dört ilköğretim okulundaki toplam altı 3. Sınıf şubesiyle (daha sonraları 4. ve
5. sınıflar olarak), 1996-1998 yıllarını kapsayan üç yıllık araştırmasının
bulguları verilebilir.
Tablo 1:
Ankara’nın Üst ve Alt SED’deki Öğrencilerine İlişkin Veriler
|
YIL |
CATTEL ZEKA PUANI |
GENEL YETENEK PUANI |
OKUDUĞUNU ANLAMA PUANI |
OKUMA STRATEJİSİ PUANI |
OKUL BENLİĞİ PUANI |
ÖZEL KURSA GİDENLERİN ORANI (%) |
OKUMADA DİKKAT GÖSTERENLERİN ORANI (%) |
Üst Sosyo-Ekonomik Düzey
Öğrencileri (Çankaya)
|
|||||||
|
1996 |
104,8 |
12,1 |
9,1 |
21,6 |
33,5 |
|
|
|
1997 |
|
|
|
26,3 |
32,7 |
|
|
|
1998 |
|
|
|
27,5 |
32,6 |
40 |
60 |
Alt Sosyo-Ekonomik Düzey
Öğrencileri (Yenimahalle)
|
|||||||
|
1996 |
95,3 |
8,9 |
7,7 |
18,9 |
33,8 |
|
|
|
1997 |
|
|
|
25,5 |
31,5 |
|
|
|
1998 |
|
|
|
26,8 |
27,8 |
20 |
80 |
|
Ankara Ortalaması |
|||||||
|
1996 |
100,0 |
10,5 |
8,4 |
20,2 |
33,7 |
|
|
|
1997 |
|
|
|
25,9 |
32,1 |
|
|
|
1998 |
|
|
|
27,2 |
30,2 |
30 |
70 |
Tablo 1’den genelde
gözlenebileceği üzere, alt SED öğrencileri, Okumada Dikkatli Oluş Puanı
dışındaki tüm veri alanlarında, üst SED öğrencilerinden daha düşük puanlar
ortaya koymuşlardır. Üst SED’deki Okul Benliği ve Okuma Stratejisi puanlarının
yıllar itibariyle gelişim eğrilerini somut olarak görebilmek amacıyla Grafik 1
aşağıda verilmektedir.

Grafik 1’den de
anlaşılabileceği gibi, üst SED öğrencilerinin Okul Benliğindeki puanlarda çok
az bir düşüş gözlenirken, Okuma Stratejisi puanlarında artış ivmesi
sözkonusudur.
Durumu karşılaştırabilmek
amacıyla, Grafik 2’de verilen alt SED öğrencilerine de bakmakta yarar vardır.

Grafik 2’den hareketle, alt
SED öğrencilerinin Okul Benliği puanları daha belirgin bir düşüş eğiliminde
iken, Okuma Stratejisi puanları da, daha çarpıcı bir çıkış özelliği
yansıtmaktadır, denebilir.
Bu karşılaştırmadan
hareketle, küçük yaşlarda gerçeklik algılaması henüz yeterince gelişmemiş olan
ilköğretim birinci basamağındaki üst SED öğrencileri, başka bir alandaki
yeteneklerinde kararlı bir çıkış eğiliminde iken, Okul Benliği’ndeki
şişkinliklerini yavaş yavaş azaltma/indirme çabasındadırlar; oysa, alt SED
öğrencileri, toplumsal örüntüdeki çıplak gerçeklik karşısında ona uyum
mekanizmalarını daha hızlı harekete geçirerek benlikleriyle gerçeklik
algılaması arasındaki kopukluğu hızla giderme yeteneğini yansıtmaktadırlar,
saptamasında bulunulabilir. Bir başka biçimde ise bu veriler şöyle
anlamlandırılabilir: Daha üstün olanaklara sahip üst SED öğrencilerine göre alt
SED öğrencileri, benliklerindeki özgüven yitimini daha küçük yaşlarda
yansıtmaya başlamaktadırlar.
Yukarıda sunulan verilerle
kaynaştırılması gereken bazı temel kuramsal bilgilerin burada sunulmasında
yarar vardır. Sözgelimi, Yükleme Kuramı uyarınca, başarı ya da başarısızlığının
nedenlerini algılamada öğrenciler dört etmeni göz önünde bulundurabilirler: a)
yetenek, b) çaba, c) işin güçlüğü ve d) şans. Yetenek ve çaba, içsel kaynaklar
iken, şans ve işin güçlük derecesi dışsal olgulardır. Yine, bir yandan yetenek
ve işin güçlük derecesi kararlı ve değişmeye kapalı niteliğiyle, öte yandan ise
çaba ve şans etmenleri kararsız ve değişmeye açık niteliğiyle belirgindirler.
Bu değerlendirmeden hareketle, başarısını çabasına dayandıran bir kişinin, yeni
bir sorunla karşılaştığında ona meydan okumayı sürdüreceği; öte yandan ise,
başarısını şansa yükleyen bir başkasının, gelecekte büyük çabalar içinde
olmayabileceği ve şans sonucunda elde ettiği başarısının, onun gelecekteki
yeteneklilik algılamasını yeterince etkilemeyeceği söylenebilir.
Öte yandan Özdeğer Kuramı
uyarınca, yeteneğini başarısıyla eşdeğer gören bir öğrencinin, bir işi
yetkinleştirme arzusundan çok, özsaygısını koruma arzusunca güdülenmesi daha
büyük bir olasılıktır. Buna karşılık yeterlilik duygusunu koruyamaması halinde,
utanma ve özsaygı yitiminde ivme artışı ortaya çıkabilir. Ancak, eğer
başarısızlık, çabanın yetersizliğinden/eksikliğinden kaynaklanırsa, yeterlik
durumu ve özdeğer algılaması olduğu gibi kalabilir.
***************
4. Müzik Özbenliğine Gelince…
Çok boyutlu özbenlik modeline
yeniden dönülecek olursa, müzik yeteneği, öteki yeteneklerden ayrık kalmakla
yetinmeyip, aynı zamanda diğer alanlarda olabilecek yetersizlikleri; yani, güçsüz bir atletik, okul ya da toplumsal
özbenliği ödünleyebilecek güçte bir gelişme de gösterebilir. Bundan da öteye,
müzik yeteneğine ilişkin yüksek bir özbenliğe ve başarı beklentisine sahip bir
öğrenci, zor bir müzik çalışmasına sebatkârlıkla devam ederken, düşük özbenlik
ve başarı beklentisine sahip bir başka öğrenci de, aynı müzik çalışmasından
vazgeçme eğiliminde olacaktır, denebilir. Oysa müzik eğitimcileri, tercihen
öğrencilerinin müzik çalışmalarına karşı direngen bir tavır sergilemeleri
beklentisi içinde olurlar. Öyleyse şu soru sorulabilir mi? Öğrenciler, olumlu bir müzik yeteneği özbenliğini nasıl
geliştir(ebil)irler? Tablo 1’den de anlaşılabileceği üzere, küçük yaştaki
çocuklarda özbenlik algılaması oluşum sürecinde olduğundan, bu yaşlarda
geçirilecek (olumlu nitelikteki) yaşantılar/deneyimler, onların müzik özbenliği
üstüne de yapıcı/olumlu/gelişmeye açık etkilerde bulunacağı büyük bir
doğrulukla ileri sürülebilir. Zira (büluğ çağından) daha küçük yaşlardaki
çocuklar (oyun havasıyla) çaba harcamaya önem verir ve bu nedenle de çabanın
yeteneği artıracağına olan inançları gelişmeye yönelik iken, daha büyük
yaşlardaki öğrenciler, zekâ, yetenek ve öteki iç güçlerinin, çabayla değişime
uğramayacak denli istikrarlı bir yapıya kavuştuğu inancındadırlar. Öte yandan,
ilköğretim 5 ve 6 sınıflardaki öğrenciler üstünde yapılan bir araştırma
sonucunda, kız öğrencilerde, yeteneklerine dayandırdıkları müzik özsaygısının
daha yüksek olduğu ve müzik özbenliğinin de müzik yarışmalarına olan katılım
sonucunda daha da geliştiği saptanmıştır. Yine ilköğretim 5 sınıftaki
enstrümantal müzik çalışmalarına yeni başlamış öğrencilerle yapılan bir
çalışmada, müzik özbenliği,
sosyo-ekonomik düzey, okuma puanı, genel yetenek puanı ve matematikteki başarı
düzeyinin, öğrencinin enstrümantal programı belleğinde tutma gücünü
yansıtan geçerli kestirimciler oldukları ve öğrencinin müzik etkinliklerine
katılmasının, onun müzik özbenliğini geliştirme eğiliminde olduğu sonucuna
varılmıştır. Ancak bazı bulgular, başarıyı çabadan
ayrılarak yeteneğe dayandırma geçişinin, öğrencilerin müzikle haşır neşir
edilmelerinin güç olduğu 6 ve 7 sınıflarda ortaya çıktığını vurgulamaktadır.
Beri yandan, lise çağındaki
orkestra üyesi öğrencilerle yapılan çalışmalarda, edimlerindeki başarı ve
doyumu yaşayan öğrencilerin, çalışmalarındaki sorunlara çok daha hazır ve
sebatlı biçimde meydan okudukları ve başarılarını doğal müzik yeteneği, çabası
ya da teknik bilgilerine dayandırdıkları, buna karşılık, başarısızlık ya da
doyum yoksunluğunun, daha az sayıda meydan okuma girişimi ve daha çok dışsal
nedenleri gündeme getirmeye yol açtığı sonucuna varılmıştır.
Son olarak, sınıf/okul içi
müzik yaşantılarına ek olarak, topluluk/toplumsal inançların, öğrencinin müzik
özbenliğini etkileme gizilgücünü taşıdığı da unutulmamalıdır. Bu iki yönden
olabilir: a) müzik etkinliklerine olan katılıma verilen önem ve b) karşıt cins(lerin)
birlikteliği ve müzik etkinlikleri. Örneğin, ABD’de erkek öğrencilerin daha çok
sportif alanlara ve kız öğrencilerin de daha yaygın biçimde, müziğe karşı
olumlu tutum ve müzik özbenliği geliştirmekte olduklarına ilişkin toplumsal
yargılar yaygındır. Ancak, çok sayıdaki
3,4,5 ve 6 sınıf öğrencileri üzerinde yapılan ve müziğe karşı tutum, özsaygı, SED ve sınıf düzeyi faktörleri
arasındaki korelasyonun ele alındığı bir çalışma sonucunda; a) müzik
etkinliklerine karşı olan tutumu kestirmede cinsiyet ve özsaygı arasında önemli
bir ilişkinin bulunduğu, b) alt ya da üst SED öğrencilerine göre, orta SED öğrencilerinin müziğe karşı daha
olumlu tutumlar içinde oldukları ve d) belki de en önemlisi, sınıf içi
müzik yaşantılarına karşı takınılan tutumu kestirmede özsaygının büyük bir
değişkenliği kapsadığı saptanmıştır.
Bu yorumlamadan hareketle
akla şu soru gelebilir: Acaba
Türkiye’deki benzer durumlar nasıldır?
5. Gazi Üniversitesi’nden Küçük Bir Kesit
Gümüş’ün 1999-2000 öğretim
yılının ikinci (Şubat) yarı yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde
öğrenim gören İngilizce ve Müzik Öğretmenliği Bölümü öğrencileri üzerinde
gerçekleştirmiş olduğu bir anket uygulamasının kısmî sonuçları Tablo 2’de
verilmektedir.
Tablo 2: G.Ü. Eğitim Fakültesi, İngilizce ve Müzik Öğretmenliği Öğrencilerine İlişkin Bazı Veriler
|
Bölüm |
Anne Eğitim Düzeyi |
Baba Eğitim Düzeyi |
Kardeş Sayısı |
Bölüme Yönelik Beklentinin Gerçekleşme Düzeyi |
Eğitim Ortamlarının Doyuruculuk Düzeyi |
|
İngilizce Öğr. |
2,9 (ortaokul) |
3,8 (lise) |
3,4 |
1,7 (orta altı) |
1,3 (düşük) |
|
Müzik Öğr. |
3,9 (lise) |
4,4 (lise üstü) |
2,3 |
1,9 (orta) |
1,7 (orta altı) |
Tablo 2’ye bakıldığında,
öğrenci ailelerinin sosyo-ekonomik düzeylerinin bir göstergesi olan ana-baba
eğitim düzeyleri ile kardeş sayılarına ilişkin veriler bakımından, İngilizce
Öğretmenliğine göre Müzik Öğretmenliği Bölümü öğrencilerinin daha üst SED
ailelerinden geldikleri sonucuna kolayca varılabilir. Bu saptama da, ABD’de
elde edilen araştırma bulgularıyla örtüşür niteliktedir. Özbenliğin bir
göstergesi niteliğinde olabilecek, Bölüme yönelik beklentinin gerçekleşme
düzeyine gelince, İngilizce Öğretmenliği Bölümü öğrencileri 1,7 gibi orta
altını simgeleyen bir ortalama puan yansıtırken, Müzik Öğretmenliği Bölümü
öğrencileri 1,9 gibi orta düzeyli bir puanı sergilemişlerdir. Zira, Müzik
Öğretmenliği Bölümü öğrencileri, üzerinde uzmanlaşmayı hedefledikleri bir çalgı
ve bu uzmanlaşmada kılavuzlayıcı rolü üstlenen bir akademik öğretim görevlisi
ile başbaşa çalışmalar yürütmek durumundadır. Böylesi bir farklılığın belirmesi
ise bir yerde doğal olarak karşılanmalıdır. Ne var ki, eğitim ortamlarının
doyuruculuğuna ilişkin yanıtlara bakıldığında, gerek İngilizce Öğretmenliği
(1,3 ile düşük) ve gerekse Müzik Öğretmenliği Bölümü (1,7 ile orta altı)
öğrencileri, hoşnutsuzluklarını ve yetersiz koşullarda öğrenimlerini
sürdürdüklerinin iletilerini verdikleri gözlenmektedir.
Son olarak, yine Gümüş
tarafından, anılan Eğitim Fakültesi’nde
Öğretimde Planlama ve Değerlendirme dersinin Müzik Öğretmenliği
öğrencileriyle birlikte işlendiği Müzik Salonunda, Lozanov’un Hızlandırılmış
Öğrenme Kuramı’ndan hareketle, oda duvarlarının mavi renge boyanması Bölüm
Başkanından talep edilmiş olmakla, yerine getirilen bu talebe ek olarak, bir
süre dersler, Vivaldi, Albinoni, Telemann, Bach, vb bestecilerin yaylı
çalgılarla seslendirilmiş CD kayıtları eşliğinde işlenmiştir. Ancak, yukarıdaki
bölümlerde değinildiği gibi, ilkgençlik çağına ayak basma yaşında olan
öğrencilerin müzik beğenileri ve tutumlarının inanç boyutuna ulaşmış olması
nedeniyle, eğitim ortamındaki olumlamaların, beklenen düzeydeki sonuçları,
Gümüş tarafından saptanamamış ve öğrencilerin dersle olan ilinti düzeyinin
(müzik özbenliğindeki artışın) bir göstergesi olarak derse katılımları
dalgalanmalar göstermiştir. Ayrıca, müzikle ilgili (toplumsal) doyum
düzeylerinin yüksek olmasıyla da bu durum açıklanabilir. Öte yandan, bu
uygulamanın ters yüz edilerek, ikinci yarı yılın son diliminde müzik eşliğinde
ders işleme uygulaması, İngilizce Öğretmenliği Bölümü öğrencileriyle
yürütülecek ve sonuçları bir başka yazının konusu olarak ele alınacaktır.
Özellikle okul öncesi ve
ilköğretim yıllarının ilk basamakları, müzik özbenliğinin gelişiminde büyük bir
rol oynamaktadır. Her ne kadar grup çalışmaları yoluyla elde edilen başarılar
öğrencilerin olumlu yaşantılar geçirmesine katkıda bulunursa da, bireysel
çabanın artışında ya da özbenlikteki olumlu gelişmede pek ağırlıklı önem
oluşturmayabilir. Zira, bu durum kişisel müzik gelişmesinden çok grup
etkinliklerine katılma olarak algılanabilmekte; öğrencinin toplumsal özbenliği
olumlu yönde gelişmeye açık olurken, müzik yeteneğine ilişkin özbenlik
algılamasına çok az bir etkisi sözkonusudur. Bu bağlantılardan hareketle müzik
öğretmenleri, küçük grup başarımlarının sergileneceği durumlar tasarlamalıdır;
böylece, aynı zamanda kaygı düzeyi düşürülerek yapılan işin olumlu algılanması
ve müzik çalışmalarının gereklerini yerine getirmede öğrencilerin kendilerini güçlü/yeterli
olarak algılamaları sağlanabilir. Öte yandan, öğrencilerin beklenti ve
beğenilerinin de gözönünde bulundurulması yoluyla, müzik öğretmenleri, okul
yönetimi ve okul dernekleriyle yapıcı ilişkilerini geliştirerek sınıf içi
ortamları özellikle tatlı mavi renge büründürerek, Lozanov’un, rahatlama
sonucunda öğrenmeyi hızlandıran, Barok Çağı müzikleri eşliğindeki kuramsal
uygulamalarının yaşama geçirilmesiyle birlikte, okullarımızda çağdaş ders
işleme yöntemlerinin de önderleri konumuna kendilerini yükseltebilirler.
Böylece, müzik eğitiminin hem yozlaşmaya maruz kalmakta, hem gözardı edilen ve
boşuna zaman harcanılan bir ders olduğuna ilişkin yargıların üstesinden
gelinmesi fırsatları yaratılmış olabilecektir. Tüm bu sonuçların erişilebilir
olması için ise, öğrencilerin müzik benliğinin geliştirilmesi yollarının
elbirliği ile araştırılması ve kültürümüze özgü kaynakların gün ışığına
çıkarılması kaçınılmaz olmaktadır.
KAYNAKÇA
Gümüş, Nazım. Öğrenmeyi Öğretmenin, Öğrenci Erişi,
Kalıcılığı ve Akademik Benliğine Etkisi. Yayınlanmamış Doktora Tezi.
Ankara: H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü.
_____________. Henüz
Yayınlanmamış Üç Yıllık Araştırma ile G.Ü. Eğitim Fakültesinde hala sürmekte
olan Araştırma.
Reynolds, Jeanne Wrasman. Music Education and Student Self-Concept: A
Review of Literature.
http://arts.usf.edu/music/rpme/rpmereyn.htm
Winne,
P.H., ve .W. (1981). “Convergent and discriminant validity in self-concept
measurement”. Paper presented at the annual meeting of the American Educational
Research Association, Los Angeles, CA.