Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Eğitimde Nitelik Arayışları ve Yabancı Dil Öğretiminde Bir Uygulama Örneği


Dr. Nazım GÜMÜŞ*


Yeni bir yüzyılın eşiğinde bulunduğumuz günümüz yaşam ortamlarında, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak bizler, bireysel düzlemden toplumsal çevrene uzanırken, bir belirsizliğin açmazında kıvranıp duruyoruz. Dünya toplumlarının hızla değişimler geçirme, yeni yapılanmaları sancısız gerçekleştirme çabalarını uzaktan ve hayranlıkla izlerken, Orta ve Yakın Doğu coğrafyasından da etkilenmenin doğal sonucu olarak, ülkemiz toplumsal tercihlerinde Batı-Doğu ekseninde bir o yana, bir bu yana eğilme ritmleri sürüp gitmektedir. Beklentilerin oluşumunda temel etmenin, eğitimle beyinlere aktarılmak istenen iletiler olduğu son 30 yılda kavranmış olmasına karşın, Cumhuriyetin temel ilke ve devrimlerinden sapmaları önleyebilecek çabalar ve özellikle de sekiz yıllık ilköğretim uygulamasının somut ürünleri, merakla beklenir olmaktadır. Genel geçer yasaların kabul edilmesi ve eldeki olanaklarla sınırlı biçimde uygulamanın başlatılması, özlenen eğitim niteliğini sağlayabilecek midir? sorusu beyinlerde çivi gibi çakılı durmaktadır. Toplumun bugün içinde yaşadığı sorunlara eleştirel gözle bakabilen, esnek ve yaratıcı çözümler önerebilen nitelikli birey ile bu niteliklerin oluşumunu sağlayabilecek demokratik iletişim havasının yaratılmasında etkin olan öğelerin nesnel biçimde saptanması gerekmektedir. Bu etmenler arasında en önemli yeri, eğitim programlarının tasarlanmasında izlenen anlayış bir yana bırakılırsa, okul yönetimi, öğretmen ve öğrenci/veli üçgeni almaktadır, denebilir. Okul duvarlarının kuşattığı dersliklerde şimdiye dek gerçekleştirilen öğretmen odaklı öğretme süreci ve edilgin dinleyici rolüyle öğrencilerin sergileyegeldiği belleme ağırlıklı, sunulan bilgi ve tutumlara öykünme çabası, niteliksel dönüşüme uğratılabilecek midir? Yoksa, başka ülkelerde sağlanan bazı somut gelişmelerin ülkemize aktarılmasını müjdeleyen demeçlerle yetinilecek midir?… Özellikle sanayi ve hizmetler sektörlerinde izlenen ISO 9000 standartlarının uygulamaya aktarılması olgusuna benzer, nesnel ve nitelik geliştirici ölçütlerin saptanarak okullara yaygınlaştırılması ya da uygulama için özendirilmesi sözkonusu olamaz mı?… İngiliz Bussiness Standards Dergisinin Eylül 1997 sayısında, İngiltere'de son beş yıl içinde 14 okulun ISO 9001 ve bazılarının da ISO 9002 standartlarını yaşama geçirdikleri, İngiliz Standartlar Enstitüsüne kayıtlarını yaptırarak bunu kanıtladıkları bildirilmektedir. ISO 9001 bağlamında okul yönetim sistemlerinin tasarımı, uygulanması ve denetiminde hedeflenen nitelik sağlanırken, ISO 9002 uyarınca eldeki sistemlerin yapısal ve süreç boyutlarında belirli niteliklerin gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Okul ortamlarında süreç olarak eğitim, ürün olarak çocuklar ve müşteri olarak da ana-babalar gözönünde bulundurulmaktadırlar. İngiltere'deki okulların deneyiminde, ISO 9001 ölçütlerinde okul görevlileri arasında oldukça karmaşık ilişkiler ağı belirmekte, sonuçta, sınıf içinde ve toplumsal çerçevede öğretime ayrılacak zaman dilimi artmaktadır. ISO 9002 çerçevesinde ise odaklanma, okul yönetiminde olmakta, ancak ders planlaması gibi öğeler/etkinlikler, kapsama yeterince alınmamaktadır. Oysa öğrenci başarısı, öğretimin niteliği ve öğretmenin yetişmişlik düzeyi ile doğrudan ilintili bulunmaktadır. ISO 9001 uyarınca, gerek okul yönetimi, gerekse eğitimin gerçekleştirilmesinde özel programlar geliştirilmekte; sistemde yer alan her bir görevlinin, en üst verimlilik düzeyine çıkıp çıkmadığı sürekli biçimde gözden geçirilmektedir. ISO standartlarına göre, dikkat, her ne kadar okul yönetimine odaklanmaktaysa da, aynı zamanda sunulan eğitime doğrudan etkide bulunmaktadır. Sonuçta, okulda işleyen süreçlerin tanımlanarak izlenmesi olanağı yaratılmaktadır. ISO 9000 çerçevesinde, "nitelik" olgusunun sergilenebilmesi için, öğrenci gereksinimleri, tüm okul edimi/başarımına yönelik öngörülen hedef ve öğretmenlik uğraş dalının güçlükleri belirlenmiş olmalıdır. Genelde okul yönetimi, özelde ise öğrenci ve öğretmen gereksinimlerinin saptanmasının ardından, harcamaların kayıtlı öğrenci başına maliyet/yarar çözümlemesi yapılabilmekte, daha doyurucu sonuçlar verip vermediği sorgulanabilmekte ve gereken önlemler alınabilmektedir. Bu önlemlerin başında, ürünü simgeleyen öğrencilerin, öğrenme sürecini doğrudan ve etkin biçimde gerçekleştirmeleri ya da katılmalarının sağlanması gelmektedir. Bu amacın gerçekleşebilmesi için, öğretmenlerin geleneksel otoriteye başvurma tutumlarını terkederek yüreklendirici, yönlendirici, grup dirikliğini ortaya çıkarıcı ve öğrencilerin eşgüdümünü başlatıcı rollere bürünmeleri gerekmektedir. Dahası, yeri geldiğince öğrenci öğretmen rolüne, öğretmen de öğrenci rolüne girebilmelidir. Sınıf içi ve dışı zengin ve çeşitlendirilmiş uyarıcıların eşliğinde ve tüm konu alanlarında öğrencinin bedensel ve bilişsel eşanlı etkinliği, devingenliği sağlanmalı; gerçek yaşamdaki gibi, coşkulu anların sıklığı için fırsatlar sunulmalıdır. Özellikle bir yabancı dilin etkin biçimde öğretilmesinin devlet okullarında neredeyse olanak dışı olarak görüldüğü ülkemizde, bu umutsuzluğu ya da çaresizliği gidermeye yönelik bir çaba olarak, Beyaz Nokta Vakfı'nın, 17-18 Ekim 1997 günleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Merkezinde Amerikalı psikolog Dr. James J. Asher'e bir konferans vermesi olanağını sunması ilgi çekicidir. Beyaz Nokta Vakfı, bilindiği gibi, Sn. Mustafa Tınaz Titiz'in önderliğinde "ezbersiz" ya da "eleştirel, yaratıcı, esnek nitelikli" bir eğitim anlayışını hedeflemiş ve bu yönde yoğun çalışmalar sergileyegelmektedir. Bundan önce de, 15 Mart 1997 tarihinde, yine İstanbul'da "Ezbersiz Eğitim" Sempozyumunu gerçekleştirmiştir. Dr. Asher'in, öğretmen-öğrenci etkileşiminin temeline, önce yönergelerle bedensel devinimler, devinimleri sağlayan öğretmen yönergelerinin zaman içinde öğrenci tarafından içselleştirilmesi, esnek biçimde dışa vurumu ve tüm bu etkinliklerin oyun havasında, bunaltı ve eleştiri kaygısından uzak bir tasarımla gerçekleşmesini koyduğu anlaşılmaktadır. Dr. Asher'e göre, konu alanı ister yabancı dil olsun, isterse matematik ya da başka bir ders, kuramsal/soyut derinlikli bilgiler birey beyninin sol yarım küresinde ağırlıklı olarak işlenmektedir. Sol yarım kürenin temel özelliği ise, eleştirici, tutucu, geleneksel düzeni savunucu, dolayısıyla yeniliklere kapalı ya da onlardan kaygı duyucu oluşudur. Oysa beyin sağ yarım küresi, imgelem geliştirici, tasarımlayıcı, betimleyici, yenilikçi, atılımcı, vb. güç kaynaklarını harekete geçirmektedir. Dr. Asher, hem sol hem de sağ yarım kürenin birlikte işe koşulması ve aralarındaki köprünün/pencerenin açık tutulabilmesi için, öğrencilere devinimli yaşantıların geçirtilmesini önkoşul saymaktadır. Buna örnek olarak, yeni doğan bir bebeğe anne-babasının ya da bakıcısının, doğrudan talimatlar vermesi ve zamanla bebeğin bu talimatlara uyarak tepkide bulunması, öykünmesi, sonunda sözel dışa vurumu gerçekleştirmeye doğru adım atması, verilmektedir. "Tekrarsız öğrenme" adı verilen bu yöntemi Dr. Asher, "Total Physical Response" (Toplam Bedensel Tepki) olarak da nitelendirmektedir. Özellikle 1970'li yıllardan bu yana üzerinde çalıştığı öğretme yönteminin, dünyanın pek çok ülkesinde, gerek öğrenciler ve gerekse yetişkinler üzerinde doyurucu ve kalıcı dil öğrenme başarıları doğurduğu belirtilmektedir. Ancak, Konferans sırasında, kendisine yönelttiğim, "Dr. Lozanov'un 'Accelerated Learning' (Hızlandırılmış Öğrenme) ya da Dr. Feuerstein'in 'Cognitive Structural Modifiability' (Bilişte Yapısal Değişikliğe Yol Açabilme), vb. yöntemlerle karışlaştırmalı herhangi bir çalışma yapıldı mı? Yapıldıysa, anlamlı bir farklılık gözlendi mi?" sorusuna açık bir yanıt vermekten çekinmiştir. Yine de, genelde eğitim kesiminden gelen Konferans katılımcıları, Toplam Bedensel Tepki yoluyla öğrenmede sergilenen "etkililiğe" hayranlıklarını belirtmekten kendilerini alıkoyamamışlardır. Rus bilim insanı Dr. Vigotski'nin daha 1918-1934 yılları arasında dile getirdiği "toplumsal çıraklık" ve 1990'larda İngiliz bilimcisi John Abbot'un başbakan John Major'a yazdığı mektubunda dile getirdiği "toplumsal yaşamın içinde öğrenme durumları/çıraklık" anlayışları, 1940'lı yıllarda yaşama geçirilen Köy Enstitüleri uygulamalarıyla ne kadar da örtüşüyor!.. Bir zamanlar doğurulup da boğdurulan Köy Enstitüleri uygulamalarının, değişik bilimsel araştırmalar ve ürünleri sergilendikçe, değeri anlaşılacağından, Türk eğitim düzeninde nitelik arayışı, bu kez başka ülkelerdeki benzeri uygulamaları alıntılarmışçasına, günü geldiğinde, kendi yaşam gücü ile kendi yolunda ürününü verecektir, umudundayız.