BİLGİ TOPLUMU VE EĞİTİM
KOMİSYONU RAPORU
Hazırlayanlar:
Dr. Nazım GÜMÜŞ – DPT
Özden YILMAZ BİLGİN – Eğitim Sen Ankara II Nolu Şubesi
Ahmet KÜÇÜKÖZ – Eğitim Sen Karabük Şubesi
Refik SAYDAM – Eğitim Sen Ankara II Nolu Şubesi
Mustafa TÜRKER – Öz-De-Bir
Bahri AKKAN – Eğitim Sen İzmir
I Nolu Şubesi
Mediha İZGİ – ÇYDD
Hayati ÖZOĞUL – Eğitim Sen Ankara I Nolu Şubesi
Şahap YILDIRIM – Eğitim Sen Gaziantep Şubesi
Özgür YILMAZ – A.Ü.S.B.F.
Öğrencisi
Yrd.Doç.Dr.Işık Şifa ÜSTÜNER – Akdeniz Üniversitesi
(Şubat 1998’de düzenlenen Demokratik Eğitim Kurultayı, Bilgi Toplumu
Komisyonunun Bildirgesidir)
“BİLGİ TOPLUMU”VE EĞİTİM
I.
“Bilgi Toplumu” Nedir?
1. Bilgi,
bireyin öncelikle dış dünyasındaki nesnelere ve ardından da iç dünyasındaki
süreçlerle ilgili izlenimleri olarak tarih boyunca niteliksel değişiklik
geçiregelmiştir.
2. Bu
anlamda bireyin ve toplumun bilgiyi edinimdeki konumu, öznel yönüyle
belirlenmiştir. Aydınlanma Çağı öncesine dek bilgi, bireyin ve toplumun
Tanrısal ve dogmatik bilgilerle denetim altında tutulması işlevine sahipken,
özellikle sanayileşme sonrasında bilginin niteliğindeki değişimle birlikte,
yaratımı ve yaratım süreçlerindeki çok yönlülük, “bilginin meta haline
dönüşümü” aşamalarına yol açmıştır.
3. Yerellikten
“küreselliğe” geçiş sürecinin hızlanmasıyla birlikte bilgi kaynakları ile
bilgiden yararlanılarak bilgiyi tüketecek kitlelere erişimde yeni yeni iletişim
araçları ya da ortamlarının gelişmesi, gerek bilgiyi sunanların beklenti ve
etkinliklerinin niteliklerinde ve gerekse bilgiyi edinenlerin onu tüketme
biçimleri ve karşılığında ödediği bedellerde hızlı değişimlere yol açmıştır.
4. Önceki
yüzyıllarda yöneten erkin, toplumları asker ya da silahla; bunlara ek olarak,
ticaret ya da parayla denetim altında tutarak belirli yönlerde gelişime olanak
hazırlarken, özellikle 1973 yılındaki petrol bunalımından sonra, büyük
tekellerin ağır sanayi sektörlerindeki etkililiklerinin yitirilmesi ardından,
bilgi teknolojisi ve dağıtımı ağlarını kurarak, bu yöndeki denetim sistemlerini
oluşturmaya başladıkları gözlenmektedir.
5. Gelişmiş
ülkelerden geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelere yapılan her türlü
teknoloji aktarımı ile birlikte kültür ya da bilgi aktarımı da
gerçekleştirilmektedir. Ancak, gelişmiş ülkelerdeki bilimsel buluşlar ve
onların teknolojik uygulamaları aracılığıyla ürünler olarak toplumlarına
yansıması arasında, üreten-tüketen dengesi kurulmaktadır. Bu nedenle, gelişmiş
ülkelerde bilimsel-teknolojik ilerleme ile toplumsal-kültürel gelişmişlik
düzeyleri arasında çarpıcı farklılıklar oluşmazken, bu teknolojileri ithal eden
ülkelerde teknolojik ürünler toplumdan ayrı ve üst bir konuma
yerleştirilmektedir. Sonuçta, bu özellikleri taşıyan ülkelerde toplumsal
gelişmeyle teknolojik uygulamalar arasındaki kopukluk giderilememektedir.
Ülkemizde özellikle 1990’lı yıllarda, aynen başta ABD ve Avrupa ülkelerinde
olduğu gibi, bilgisayar donanım ve yazılımlarına, eğitimden beklenenlerin
gerçekleştirilmesi amacıyla büyük umutlar bağlanmış; kitlesel ve pilot
uygulamalar niteliğindeki donanım ve yazılım siparişleri verilerek satın
alımları gerçekleştirilmiştir. Hemen buna paralel olarak okullardan temsilci
öğretmenlerin oluşturduğu küçük gruplara yetiştirme kursları verilmiţ ve
bilgisayar laboratuvarlarının etkinliğine umutlar bağlanmaya devam etmiştir.
Ancak, bu çabalarla neredeyse öğretmenlerimize hızla çağ atlatma tutkumuzun
ürünleri kendisini özlenen düzeyde pek verememiş; Milli Eğitim Bakanlığı, Ders
Araçları Daire Başkanı, Hakkari’de oluşturulan bir okulun bilgisayar
laboratuvarı sorumlusu öğretmeni, “Dikkat edin! Bilgisayarlara virüs
bulaşmasın!” diye uyardığında alınan yanıt şöyle olmuştur: “Merak etmeyin
hocam! Her türlü önlemi alıyoruz: Laboratuvarı her gün paspaslatıyoruz.”
6. Ancak,
gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan toplumlarda teknolojik uygulamaların
ortak sonuçları da gözlenmektedir. Üst sosyo-ekonomik düzeydeki alıcı kitleler
en son gelişkin araçları satın alırken, ellerindekileri alt düzeydeki kitlelere
doğru aktarmaktadırlar. Böylece, teknolojik araç-gereçlerin toplumsal katmanlar
arasında, üstten aşağıya doğru yayılması süreci uzun süreler alabilmektedir. Bu
süreç, gelişmiş ülkelerde çok hızlı biçimde, bazen bir yılı aşmayan dönemlerde
gerçekleşirken, Türkiye gibi ülkelerde daha uzun bir süreyi kapsayabilmektedir.
7. Büyük
şirketlerdeki dev bilgisayar merkezlerinden evlerdeki kişisel bilgisayarlara
doğru geçiş hızlandıkça ve her geçen günle birlikte bilgisayar yongalarındaki
güç ve hız artışı sağlandıkça, telefon, faks, modem, radyo ve hatta televizyon
işlevleriyle tümleşik sistemlere doğru geçiş de böylece sağlanmaktadır.
Önceleri askeri güvenlik sistemleriyle başlayan özel hatlar aracılığıyla
güvenli iletişim çabaları, günümüzde tüm kamu ve özel kesim kuruluşlarının,
toplumsal ve hatta uluslararası düzeyde bilgi isteminde bulunanlara bilgi
kaynaklarını belli koşullar çerçevesinde sunmaktadır.
8. ABD ve
Kanada’da son zamanlarda gözlenen gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla,
özellikle bilginin yazılımlar aracılığıyla ve üniversite yerleşkelerinde
kurulan ağ merkezleri üzerinden, başta öğrenci kitleleri olmak üzere, tüm bilgi
tüketicilerine önceleri ücretsiz, ancak kısa zaman dilimlerinden sonra ücret
karşılığında kullanıma sokulması gündeme gelmektedir. Bu süreçte dikkati çeken
can alıcı konulardan biri de, bilgiyi üreten ve yazılımlara aktaran uzmanların
ya da üniversite öğretim üyelerinin, yüz yüze eğitim için kendilerine artık
ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle “Sanal Üniversite” çerçevesinde işlerine ya da
sözleşmelerine son verilebilmesi sorunudur. Böylece, doktoralı ve piyasada
işsiz gezen kişilerin, çok düşük ücretlerle yeni yazılım projelerinde
çalıştırılmaları ve belirli şirketlerin, kazanç oranlarını kat kat artırarak,
nihai anlamda bilgi teknolojilerini egemenlikleri altında tutma çabaları dikkat
çekicidir.
9. Başta
ABD ve Kanada olmak üzere, Japonya ve Avrupa ülkelerinde oluşturulan bilgi
ağları ile tek yanlı akış sonucunda, yayılmacı bir kültür emperyalizmi
tehlikesi giderek artmaktadır. Ulusal değerler, ölçütler, tutumlar, vb. ortak
normlar, anılan bilgi kaynaklarının etkisi altında aşınmaya başlamaktadır.
Özenti, tüketim, taklit gibi eğilimlerde tırmanma başlamakta, böylece yeni yeni
ticari yayılmacılık anlayışları hızla hedeflerine ulaşmaktadır.
10.Tüm bu
gelişmelerden olumlu yönde yararlanmak durumunda olan bireyler ya da kurumlar
yok mudur? Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, özel ticari ve eğitim
kurumları, kendi amaçları doğrultusunda teknolojik yatırımlara giderek bilgi
kaynaklarına erişimi sağlamaya çalışmaktadırlar. Ne var ki, özellikle Milli
Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda yapılan girişimlerden şimdiye dek beklenen
olumlu sonuçlara ulaşıldığı söylenemez. Özellikle öğretmenlerin bilgisayar ve
benzeri eğitim teknolojilerini kapsayan ve “bilgi toplumu”na yönelik yolculukta
yer alan gelişmelere karşı nasıl bir tutum takındıkları sorusunun yanıtlanması
önem taşımaktadır.
11.Bu ve
benzeri sorulara öğretmen kitlesinin vereceği yanıtların saptanabilmesi
amacıyla, Ankara’daki 128 ve Karabük’teki 304 olmak üzere, toplam 432 öğretmene
8 soruluk bir anket sunulmuştur:
Soru 1:
“Bilgi Çağı” mı, yoksa “Bilgi Toplumu” kavramını mı daha anlamlı
buluyorsunuz?
a) Bilgi Çağı b) Bilgi Toplumu
Soru 2:
Öğretmen olarak bu kavramların içerdiği niteliği kendinizde ne kadar
taşıyorsunuz?
a) Az b)
Orta c) Çok
Soru 3:
Okulunuzda Bilgi Çağı/Bilgi Toplumunu yansıtacak araç-gereç/donanımın
bulunduğuna ya da eğitim durumlarında/sınıf ortamlarında işe koşulduğuna
inanıyor musunuz?
a) Az b)
Orta c) Çok
Soru 4:
Öğretmen olarak, Türk toplumunun her geçen gün Bilgi Çağı/Bilgi Toplumuna
doğru geçiş yaptıkça, yaşamsal gereksinimlerinizin de o oranda
giderilebileceğine inanıyor musunuz?
a) Az b)
Orta c) Çok
Soru 5:
Milli Eğitim Bakanlığının, öğretmenlerin Bilgi Çağı/Bilgi Toplumuna geçişte
üstlerine düşen eğitimsel katkıyı yapabilmeleri açısından gereksinim duydukları
meslek içi yetiştirme olanaklarını sunduğuna inanıyor musunuz?
a) Az b)
Orta c) Çok
Soru 6:
Bireysel ve toplumsal çerçevede Bilgi Çağı/Bilgi Toplumuna doğru geçiş
çabalarında, Demokratik Eğtimin önkoşullarının umulan düzeyde
gerçekleştirilmekte olduğuna inanıyor musunuz?
a) Az b)
Orta c) Çok
Soru 7:
Bir Bilgi Çağı/Bilgi Toplumu bireyi olabilmenin önkoşullarını kendi
kendinize yaratma olanaklarına sahip misiniz?
a) Az b)
Orta c) Çok
Soru 8:
Bilgi Çağı/Bilgi Toplumunun gereklerini günümüzde toplumun hangi
sosyo-ekonomik düzeyindeki bireyleri yerine getirebilmektedir?
a) Alt b)
Orta c) Üst
Anketin
birinci sorusuna verilen yanıtlara bakıldığında, Ankara’daki öğretmenlerin %
21,5’I ve Karabük öğretmenlerinin de % 21,6’sı Bilgi Çağı seçeneğini
işaretlerken, bu öğretmenler sırasıyla % 78,5 ve % 78,4 oranlarında Bilgi
Toplumu seçeneğini işaretlemişlerdir. Sonuçta, ağırlıklı olarak “Bilgi Toplumu”
kavramının daha anlamlı bulunduğu dile getirilmiştir.

Anketin
2.-8. sorularına verilen yanıtların
dağılımı ise aşağıdaki tabloda verilmektedir::
|
|
Ankara (%) |
Karabük (%) |
|
|
|
|
|
|
|
|||||||
Soru
|
Az |
Orta |
Çok |
Az
|
Orta |
Çok |
|
|
|
|
||||||
|
2 |
15 |
69.1 |
15.9 |
17.6 |
64.7 |
17.7 |
|
|
|
|
||||||
|
3 |
88.5 |
10.4 |
1.1 |
73.5 |
24.8 |
1.7 |
|
|
|
|
||||||
|
4 |
29.4 |
23.9 |
46.7 |
27.6 |
35.6 |
36.8 |
|
|
|
|
||||||
|
5 |
88.3 |
11.7 |
0 |
75.4 |
23.5 |
1.1 |
|
|
|
|
||||||
|
6 |
76.1 |
19 |
4.9 |
64.9 |
29.7 |
5.4 |
|
|
|
|
||||||
|
7 |
32.5 |
59.1 |
8.4 |
34.9 |
56.6 |
8.5 |
|
|
|
|
||||||
|
8 |
6.7 |
31.1 |
62.2 |
5.4 |
25.7 |
68.9 |
|
|
|
|
||||||
İkinci
maddede yöneltilen;
-
Öğretmen olarak bu kavramların içerdiği niteliği kendinizde ne kadar
taşıyorsunuz?
sorusuna
verilen yanıtlar ORTA düzeyde olmak üzere, Ankara’da % 69.1 iken, Karabük’te %
64.7 olmuş ve iki kesim arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir.

Üçüncü
maddede yöneltilen;
-
Okulunuzda Bilgi Çağı/Bilgi Toplumunu yansıtacak araç-gereç/donanımının
bulunduğuna ya da eğitim durumlarında/sınıf ortamlarında işe koşulduğuna
inanıyor musunuz?
sorusuna
verilen yanıtların Ankara’da %88.5’i AZ ve % 10.4’u ORTA iken, Karabük’te %
73.5’i AZ ve % 24.8’i de ORTA düzeyde olmuş, ancak her iki düzeyde verilen
yanıtlar arasında anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Buna göre, kentsel kesim
öğretmenleri Bilgi Toplumunun gerektirdiği sınıf içi araç-gereç/donanımın işe
koşulmasına AZ düzeyinde daha çarpıcı bir vurgulama yaparken, kırsal kesim
öğretmenleri ORTA düzeyde daha vurgulayıcı olmuşlardır.

Dördüncü
maddede yöneltilen;
-
Öğretmen olarak, Türk toplumunun her geçen gün Bilgi Çağı/Bilgi Toplumuna doğru
geçiş yaptıkça, yaşamsal gereksinimlerinizin de o oranda giderilebileceğine
inanıyor musunuz?
sorusuna
verilen yanıtların Ankara’da % 46.7 düzeyinde ÇOK ve % 29.4 düzeyinde de AZ
nitelemeleriyle verildiği, buna karşılık, Karabük’te % 35.6 düzeyinde ORTA ve %
27.6 düzeyinde AZ tercihlerinin yapıldığı gözlenmektedir. Bu düzeyler arasında
anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Ancak, Ankara’daki öğretmenlerce
gereksinimlerin karşılanması umudu ÇOK nitelemesiyle dile getirilirken, Karabük’teki
öğretmenlerce ORTA düzeyde bu beklenti sergilenmekte ve görüşler arasındaki
anlamlı fark, ÇOK düzeyinde belirmektedir. Bir başka deyişle, kentsel kesim
öğretmenleri, Bilgi Toplumuna geçiş yapıldıkça büyük oranda (% 46.7) umut
yeşertirken, kırsal kesim öğretmenleri, Bilgi Toplumundan üst (% 36.8) ve orta
(% 35.6) düzeyde bu umudu dile getirmektedirler, denebilir.

Beşinci
maddede yöneltilen;
- Milli
Eğitim Bakanlığının, öğretmenlerin Bilgi Çağı/Bilgi Toplumuna geçişte üstlerine
düşen eğitimsel katkıyı yapabilmeleri açısından gereksinim duydukları meslek
içi yetiştirme olanaklarını sunduğuna inanıyor musunuz?
sorusuna
verilen yanıtlar Ankara’lı öğretmenlerce AZ düzeyinde ve % 88.3 oranında iken, Karabük’lü öğretmenlerde bu oran %
75.4'tür. Yine, Karabük’lü öğretmenlerin % 23.5’i görece daha iyi bir oranla
ORTA düzeyde meslek içi eğitim fırsatlarından yararlanma olanağını bulduklarını
dile getirmektedirler. Gerek AZ ve gerekse ORTA düzeyde olmak üzere, kırsal
kesim öğretmenleri, kentsel kesim öğretmenlerinden daha olumlu bir bakış
açısıyla hizmet içi eğitim olanaklarını değerlendirmektedirler, denebilir.

Altıncı
maddede yer alan;
-
Bireysel ve toplumsal çerçevede Bilgi Çağı/Bilgi Toplumuna doğru geçiş
çabalarında, Demokratik Eğitimin önkoşullarının da umulan düzeyde
gerçekleştirilmekte olduğuna inanıyor musunuz?
sorusuna
kentselde % 76.1 ve kırsalda % 64.9 oranlarıyla ve aralarında anlamlı bir
farkın bulunmasıyla birlikte AZ nitelemesiyle yanıt verilirken, bu yanıt
kentselde % 19 ve kırsalda % 29.7 oranlarıyla ORTA nitelemesiyle ve yine aralarında
anlamlı bir farkla birlikte gözlenmektedir. Sonuçta, kırsal kesim öğretmenleri,
her iki nitelemede de, kentsel kesim öğretmenlerine göre anlamlı derecede
farklılık göstererek, demokratik bir eğitimin gerçekleştirilmekte olduğu
konusunda iyimserdirler.

Yedinci
maddede yer alan;
- Bir
Bilgi Çağı/Bilgi Toplumu bireyi olabilmenin önkoşullarını kendi kendinize
yaratma olanaklarına sahip misiniz?
sorusuna,
her iki kesim öğretmenleri, aralarında anlamlı bir farklılık oluşturmayacak
oranlarla ORTA düzeyde (% 59.1-56.6) ve ardından da AZ düzeyde (% 32.5-34.9)
yanıt vererek, kendilerince umdukları koşulları yaratma gücünde
görebilmektedirler.

Sekizinci
maddede yer alan;
- Bilgi
Çağı/Bilgi Toplumunun gereklerini günümüzde toplumun hangi sosyo-ekonomik
düzeyindeki bireyleri yerine getirebilmektedir?
sorusuna,
aralarında anlamlı bir fark olmamak üzere, gerek kentsel ve gerekse kırsal
kesim öğretmenleri, % 62.2-68.9 oranında ÜST ve % 31.1-25.7 oranında ORTA
sosyo-ekonomik düzeydeki bireylerin Bilgi Toplumuna geçişte üstünlüklere sahip
olduklarını vurgulamaktadırlar. Öğretmen kitlesinin geneldeki gelir düzeyi,
sosyo-ekonomik düzeyin alt bölümlerinde yer aldığına göre, bu demektir ki,
Bilgi Toplumu olmanın gereklerini yerine getirmede öğretmenlerimiz yeterli
olanaklara sahip değildirler.

12.
Yukarıdaki bulgulardan hareketle, Bilgi Toplumu kavramını tercih eden öğretmen
kitlesinin günümüzde eğitim sistemiyle olan ilişkisinde şu yargılarını dile
getirdiği saptanmaktadır:
a. Bilgi
Toplumu bireyi olmanın niteliklerini ağırlıklı olarak ORTA düzeyde;
b.
Bilgi Toplumu olabilmek için gerekli araç-gereçlerin sınıflarda AZ ya da
YETERSİZ düzeyde;
c.
Bilgi Toplumuna geçişte bireysel gereksinimlerinin karşılanmasının, aralarında
çarpıcı farklılıklar olmamakla birlikte, sırasıyla ÇOK, ORTA ve AZ düzeyde;
d.
Milli Eğitim Bakanlığının kendilerine sunduğu meslek içi eğitim olanaklarının
AZ düzeyde;
e.
Bilgi Toplumuna geçişte demokratik eğitimin önkoşullarının yerine getirilmesinin
AZ düzeyde;
f.
Bilgi Toplumu bireyi olabilmenin önkoşulları sırasıyla ORTA ve AZ düzeyde gerçekleşmekte ve
g.
Bilgi Toplumu olmanın gerekleri, ÜST sosyo-ekonomik düzeydeki bireylerce yerine
getirilebilmektedir.
13.
Yukarıdaki 12 maddede ileri sürülen bulgular ışığında,
Bilgi Toplumu Nedir? sorusuna verilecek yanıt, daha da anlamlı olmaktadır.
Sanayileşmiş Batı toplumlarında, nesneye ilişkin somut bilgilerden yeni
bilgilerin üretilmesi süreçlerinden, günümüz gereksinimleri açısından yararlanma
sözkonusu olmaktadır. Oysa toplumumuzun bireylerini yetiştiren, biçimlendiren
öğretmenlerimiz açısından ülkemizdeki gerçeklik hiç de “Bilgi Toplumu”nda
olması gerekenlerle bağdaşmamaktadır. Toplumun ÜST sosyo-ekonomik kesimlerinden
bireyler bilgi kaynaklarına erişim için gerekli olanaklara sahipken,
öğretmenlerimizin bu olanaklardan yoksun kalması nasıl açıklanabilir?..
Gereksinim analizi yapıldığında, Bilgi Toplumu üyesi bireyin; ekonomik olarak
gelişmiş bir ailede yetişmesi, eğitim teknolojileriyle donatılmış sınıf ya da
toplumsal ortamlarda eğitimini sürdürmesi, bu ortamlardaki bireyler arası
ilişkilerde demokratik tutumların ağırlık kazanması ve tüm bu süreçlerde
öğrenci odaklı etkinliklerin yürütülmesinde yetkin olanaklarla donatılmış
öğretmen rehberliğinin gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
14.
Öyleyse, gelişme gereksinimi duyan ve bu doğrultuda bilgi
üreten birey ve kurumlara erişmede gerekli iletişim araçlarının sağlandığı,
bunun için kamu ve özel sektörler tarafından gerekli yatırımların yapıldığı,
demokratik tutumların yaygınlaştığı ve bunun sonucunda bireylerin kendilerini
en üst düzeyde gerçekleştirme olanaklarını bulduğu bir toplum, bilgiyi
kullanabilen, sorun çözebilen, kendi geleceğiyle ilgili kararları verebilen,
toplumsal ölçekte düşünen, paylaşımcı toplum nitelemesini taşıyabilir.
Ancak bu niteliklerdeki bir toplum, kendisini ve doğal çevresini geliştirici,
kaynaklarını yenileyici ve başka toplumların da kendi nitelikleriyle
donatılmasına yardımcı olma konumuna geçebilir.
15.
Ekonomik ve ticari alanlarda süregelen küreselleşme
olgusu çerçevesinde ülkeler ve eğitim sistemleri, geniş çaplı yapısal değişim
arayışlarını sürdürmekte, buna uygun eğitim sistemlerini dayatmaktadırlar.
16.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarının hemen ardından yürütülen
yenilikçi arayışların ürünü olan Köy Enstitüleri'nin, işbirliği koşullarına
dayalı, eleştirel, sanatsal ve yaratıcı düşünce gücünün geliştirilmesini
hedeflediği eğitim koşullarında yetişen birey, iktidar politikaları açısından
pek istenilir olmamaktadır. Çünkü bu bireyler, hakim düzeni eleştirecek,
yargılayacak, değiştirilmesi için her türlü olanak arayışına girecek ve bu
bireylerden oluşan toplumsal kesimlerin denetimi ve yönlendirilmesi böylece
olanaksızlaşacaktır.
17.
İşte, bu birey tipinin, geri kalmış ya da gelişmekte olan
ülkelerin düzenlerinde yetiştirilmesi, hem emperyalist/kapitalist ülkelerin
yayılmacılık ilkelerine ters düşmekte, hem de onların işbirlikçisi olan geri
kalmış ülkelerin yönetimleri için yeni yeni tehlikeler oluşturmaktadır. Eğitim
sistemlerinde bu yöndeki reformcu hareketler çarpıtılmaya çalışılırken, hem
özlemler sanki yerine getirilecekmiş gibi gündemde tutulmakta, hem de yayılmacı
politikaların kendilerine yeni pazarlar oluşturması sağlanmaktadır.
18.
Bilimsel yeniliklerin ürünü olarak her geçen günle daha
da gelişen bilgisayar teknolojileri ile onları kullanan bireylerin bilişsel
yapıları arasında belirleyici ya da biçimlendirici etkileşimler gözlenmektedir.
Bilişsel bilimlerin bulgularından hareketle tasarlanan ve insan beyninin
işleyiş biçiminin olabildiğince yansıması olması beklenen bilgisayarlarda
çalışma ilkeleri, son yıllarda, metinler, grafikler, sesler, renkler, vb.
zenginleştirici niteliklerle daha da çoğaltılmaktadır. (0) ile (1) sayılarından
hareketle ya hep ya da hiç olgularına dayandırılan bilgisayarların çalışma
ilkelerinin yerini, son yıllarda "fuzzy logic" adı verilen ve (0) ile
(1) arasında değişen sonsuz değerdeki durumları algılayabilen yeni tasarımlar
geliştirilmektedir. Gerçekte bu tasarımlar, insan beyninin çok yönlülük ve eş
zamanlı çoklu algılama nitelikleriyle de bağdaşmaktadır.
19.
Dolayısıyla, bilgisayar teknolojilerinde işe koşulan
yazılımların içeriğini oluşturan bilgi sistemleri ve onların düzenlenme
nitelikleri karşısında bireyin bilişsel olarak yetişmişlik düzeyi büyük önem
taşımaktadır. Batılı ülkelerin üretim sistemlerinden ülkemize aktarılan
yazılımlar ve içerdikleri bilgi yapıları ve yansıttıkları dünya görüşleri
karşısında ülkemiz bireylerinin özgür ve eleştirel konumlarını
geliştirebilmeleri ve güçlendirebilmeleri için hangi nitelikleri taşımaları
gerekmektedir? sorusunun bu aşamada yanıtlanması gerekmektedir. Bilindiği gibi,
gelişmişlik düzeyi, bilim adamlarının yaptıkları çalışmaların teknolojiye
aktarılması ve üretime yönelik çalışmalar sonucunda yükselmektedir. Ülkemizde
ise üretim ekonomisi, yerini uzun süredir üretken olmayan hizmet ve rant
ekonomisine bırakmıştır. Gelişme sürecinde bilim, teknoloji ve sanayileşme
politikalarının öneminin bilinmesine karşın, ülkemizde bilimsel-teknolojik
araştırmalara (AR-GE) çok az kaynak ayrılmaktadır. Ülkemiz, bu anlamda nitel
bir gerileme içerisindedir. Özellikle büyük ve önemli projelerde, gelişmiş
ülkelerin kredi ile birlikte dayattıkları bilimsel ve teknolojik egemenlikleri,
teknik kadrolarımızı üretim ve yatırım alanında ikinci plana itmektedir.
Bununla birlikte, ülkemizin gerçek gereksinimlerine denk düşmeyen uygulamalar
ve plansızlıklar nedeniyle yaşanan pek çok sorun vardır. Örneğin, önümüzdeki
beş yıl içinde, üniversitelerin mimarlık ve mühendislik bölümlerinden yüz bin
öğrenci mezun olacak ve mimarlık-mühendislik alanları, artan mühendis sayısı ve
azalan istihdam alanı nedeniyle büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacaktır. Bu
gerçeklik, "Bilgi Toplumuna geçiyoruz!" söyleminin nasıl bir çelişki
ve yanılsama içerdiğini göstermektedir.
20.
Öte yandan, bilgisayarlar aracılığıyla öğrencilere
sunulan yazılımların, öğrencilere düşünce geliştirme modelleri oluşturdukları
ileri sürülmektedir. Gerçekte bu tür modellerin kazandırılabilmesi için yetkin
kılavuzlayıcı öğretmenlerin eşliğinde öğrencilerin duyarlı bir kavrayış,
ayrıştırma, kanıt toplama, bireştirme, esnek-eleştirel-yaratıcı düşünme gücü
ile birlikte iyi bir iletişimci olarak yetiştirilmiş ve tüm bu becerileri
kazanmış olması gerekmektedir. Bu
niteliklerden hareketle birey, bilgiye erişmekten öteye geçebilmeli, bu
bilgiyle kendine özgü yeni bir değer ve yorumlama sergileyebilmelidir. Bunun
için ise, ülke, toplum ve kültür bilgisinin ve karşılaştırma becerilerinin
gelişmiş olması gerekmektedir. Uzman kişilerin ya da uzmanca işlevi yerine
getiren bilgisayar programlarının bilişsel ve üstbilişsel (planlama, uygulama
ve geri bildirim süreçlerini kapsayan) stratejiler çerçevesinde, etkileşimli
işbirliği koşullarında çıraklık aşamasını geçiren birey, alt ve üst düzey
düşünme süreçlerini değerlendirme gücünü elde edebilecektir. Ancak bu
niteliklerdeki bireyler, kendilerini ifade etme çekingenliğinin üstesinden
gelerek kendilerini gerçekleştirme ve doğru tahminlerde bulunmayı sağlayan
düşünme stratejilerini geliştirebilme ve öğrenen toplulukların oluşumunda
katkıda bulunma olanağına sahip olacaklardır.
21.
Bu saptamalardan hareketle, ülkemiz gerçekleriyle ve
bireylerinin kültürel, ekonomik, toplumsal nitelikleriyle bağdaşan, daha da
özgürleştiren bilgisayar yazılımlarının tasarlanması, uygulamaya aktarılması ve
sonuçlarının bu açılardan değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
“Bilgi
Toplumu” kavramı çerçevesinde öğretmen kitlesinin sergilediği tutumlar ve
saptanan gereksinimlerin dikkate alınmasıyla birlikte, “Bilgi Toplumu”
niteliklerinin oluşturulması ve öğretmen kitlesinin bu oluşumda başat rolü
yerine getirebilmesi açısından aşağıdaki önerilerin dile getirilmesinde yarar
görülmektedir.
1. “Bilgi
Toplumu” söyleminin gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkeler üzerinde kültürel
ve teknolojik alanda sömürgeci, yayılmacı hedeflerine alet edilmesi yoluyla
dayatılmasına karşı çıkarak ülkemizin ihtiyaçları çerçevesinde “Bilgi Toplumu”
kavramı ve onu belirleyen temel nitelikler, öğretmen topluluğunda açıklığa
kavuşturulmalıdır;
2. Milli
Eğitim Bakanlığı için genel bütçeden ayrılan paylar, cari harcamalara ek olarak
öğretmenlere, “Bilgi Toplumu”nda önemli bir yer tutan iletişim araçlarının
yetkince kullanabilmelerine yönelik olarak meslek içi yetiştirme olanaklarının
sunulabilmesi için artırılmalıdır;
3. Öğretmen
yetiştiren eğitim kurumlarının programları, bilgisayar teknolojilerine yönelik
kuramsal bilgilere ek olarak uygulama alanlarında pratik yapma olanaklarını
sunacak biçimde yenileştirilmeli ya da geliştirilmelidir.
4. Eğitim
emekçilerinin mesleki dayanışmasına olanak tanıyacak sendikalar, üyelerine,
Bilgi Toplumu niteliklerini kendilerinde geliştirebilmeleri açısından, her
türlü özlük hakların sağlanması, özgüvenlerini geliştirici, mesleki doyumlarını
artırıcı koşulların yaratılması ve özeleştiri-demokratik tutumların gelişmesine
fırsat tanıyıcı örgütlenme modelinin gerçekleştirilmesine yönelik çabaları
harcamalıdır.
5. Eğitim
Sen tüm toplum kesimlerinin bilgi edinme ve bu bilgiyi eşitçe kullanma hakkını
savunmaktadır. Bunun hayata geçirilmesi için MEB ve üniversiteler başta olmak
üzere, iletişim teknolojilerinden yararlanmak, elektronik açık bilgi
yerleşkelerinin oluşturulması ve bu bilgi yerleşkelerine insanların kolayca
erişiminin sağlanması gerçekleştirilmelidir. Bu amaçla, öncelikle eğitim
emekçileri gerekli yazılım ve donanıma kavuşturulmalı ve yeterli düzeyde meslek
içi eğitimden geçirilmelidir.
6. Bilimsel
ve teknolojik alandaki hızlı gelişmeyi dikkate alarak üniversitelerimiz, bilim
kuruluşlarımız ve bilim insanlarımız, eşgüdüm içinde kısa ve uzun erimli
planlamaları zamanında yapmalı, uygulamaya koymalı, devlet tüm bu etkinlikler
için gerekli ekonomik ve diğer olanakları sağlamalıdır. Ancak bu şekilde bilgi
teknolojilerini üreten ülkelerin sömürüsünden korunulabilir.