Dr. Nazım
GÜMÜŞ(*)
Teknolojik gelişmeler sergilenmeye başladığında, öğrenme ve
öğretme süreçlerinde gelişmeler önce büyük bir coşku, ardından kanıksama ve
sonunda düş kırıklığı izlenimleriyle noktalanmıştır. 1950'li yıllarda Amerikan
seçimlerinin sonuçlarına ilişkin hesaplamalarla kamu kullanımına sokulan
bilgisayardan eğitimcilerin yararlanma çabaları da dikkati çekmiştir.
1960-1970'li yıllarda programlı öğretim girişimleri ile öğrenciye görelik,
öğrenme süresinden tasarruf, öğrenme ürünlerinde artış ve nitelik yükselmesi,
bazı araştırma sonuçlarıyla desteklenmiştir. Ancak, 1970'li yıllarda PLATO ve
TICCIT gibi merkezi kütüphanelere hatlarla erişim ve renkli televizyonlara
bağlı klavyeler ve yerel bilgisayarlardan yararlanma sonucunda gerçekleştirilen
öğrenme ürünleri araştırılmış, ileri sürüldüğü gibi parlak sonuçlar
gözlenmemiştir.
1980'li yıllarda bilgisayar destekli öğretim aşamasına
geçilmiş, öğrenmede 1/4 ile 1/3 standart kayma ölçüsünde ürün artışı
gözlenmiştir. 1990'lı yıllara gelindiğinde özellikle çoklu ortamlar çarpıcı bir
görünüm sergilemiştir. Ancak, yine yapılan araştırmalar, bilgi kazanımlarının
daha çok öğretim yöntemlerine bağlı olduğunu göstermiştir (Alexander 1996).
Son olarak günümüzde, World Wide Web (Küresel Bilgisayar Ağı)
olanakları, öğrenme teknolojileri yolculuğunda yeni bir halka olarak karşımızda
durmaktadır. Eğitimcilerin üzerinde ısrarla durmaları gereken konular arasında,
iletişim ortamlarının olanakları, öğrenci gereksinimleri ve öğrencilerin
öğrenmelerine olanak tanıyan stratejiler yer almalıdır. Bir başka deyişle,
çoklu ortam ya da Küresel Bilgisayar Ağı, görselleştirmede, kavramada, başka
araçlarla gözlenemeyen yollar arasındaki karmaşık ilişkileri görmede ve sonuçta
öğrenmede öğrencilere yeni fırsatlar sunduğu oranda eğitim ortamlarında işe
koşulmalıdır.
VII. Kalkınma Planında hedeflenen örnek Türk insanına
bakıldığında; "laik, evrensel, cumhuriyetçi, ulusal kültürü geliştirici,
düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, yeni fikirlere açık,
kişisel sorumluluk duygusu gelişmiş, bilim ve teknoloji üretimine yatkın ve
beceri düzeyi yüksek" vb. genel
niteliklerin öne çıktığı anlaşılmaktadır. Birçok ülkenin insan
yetiştirmede öngördüğü benzeri hedefleri mevcuttur.
Zihinsel gelişme ile davranışsal değişme arasında sıkı bir
ilişkinin olduğu bilinmektedir. Bu noktada ister istemez akla, Internet (ağbağ) aracılığıyla etkileşimin
sağlandığı öğrenme durumlarında, yukarıda değinilen temel niteliklerin
bireylerde gelişmesi sağlanabilecek midir? sorusu gelmektedir. Internet'te
egemenliğini kurma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen ve postmodernist bir
"yeni yayılmacılık" ve yerellik/öznellik anlayışı bağlamında
yönlendirici olabilen kültürler, ideolojiler ve bilimsel yorumlamalar
karşısında hedeflenmeyen, hattâ istenmeyen insan tiplerinin oluşmasından nasıl
kaçınılabilecektir?..vb. soruların yanıtları sınırlı bir çerçevede verilmeye
çalışılmaktadır. Ancak, insanoğlunun düşünsel/bilişsel gelişiminin genel
düzlemdeki ana çizgilerini bu noktada saptamanın yerinde olacağı
düşünülmektedir.
Thomas
Kuhn’un, tarihsel dayanaklı modeli, bilimsel disiplinleri beş gelişim
aşamasında ele almaktadır (MacIsaac 1991).
Çizim 1. Kuhn’un Bilimsel İlerleme Modeli


Bu modele göre, paradigma ya da dünya görüşü/kaynak fikir
olarak nitelenen bilimsel etkinlik, normal
bilim olarak tanımlanmaktadır. Devrim[1]
sürecindeki bilim ise, genel geçer normlar dışında kalan araştırma ve
kuramlaştırma çalışmaları ile yeni seçeneklerin gündeme gelmesi ve bilim
dalında görüş farklılıklarının egemen olması ve sonuçta, bilimsel disiplin
alanında yeni bir paradigmanın üzerinde uzlaşmaya varılarak bunalımın çözüme kavuşturulmuş
aşamasını yansıtmaktadır. Buna örnek olarak Kopernik, Newton, Lavoisier,
Maxwell ve Einstein’in çalışmaları gösterilebilir.
Kuhn’a göre, jeoloji ve biyoloji dalları henüz yeni yeni
olgunlaşma aşamasına gelirken, sosyal bilimlerden çoğu hala olgunlaşmamış bir
yapı niteliği yansıtmaktadır.
Normal bilim, katı yapısal çerçevesiyle kendisini
sınırlamaktadır. Bu nedenle, bir paradigmanın edinilmesi, olgunluğun bir
işaretidir. Paradigma çerçevesinde, seçme, değerlendirme, eleştirme fırsatları
tanınmaktadır. Ayrıca tahmin edici bir gücü içinde bulundurmaktadır. Sonuçta,
bir bilim dalında birden fazla yaklaşım ya da seçeneğin ortaya atılması ve bu
doğrultuda yeni buluşların ortaya konması esastır; buna örnek olarak X ışını,
oksijen elementi, Leyden şişesi gösterilebilir.
Paradigmanın bu yapısal çerçevesinden hareketle, Kuhn’a
göre, bilimsel bilgide bir süreksizlik, kesiklik, kopukluk egemendir. Ancak
Kuhn sonrası dönemde Laudan, paradigmaya getirilen bu eleştirilere yanıt olmak
üzere yeni eklemelerde bulunarak araştırma
programı kavramını yerleştirmek istemiştir. Buna göre, odak noktada temel varsayım, onun çevresinde yardımcı varsayımlar, tamamlayıcı
nitelikteki gözlemler ve en dış
halkada da tüm yapıyı genel olarak gözden
geçirme çalışmaları yer almaktadır. Kuhn’a göre, olgunlaşmamış bilim,
paradigmanın dışında kalan dünyadan soyutlanmışlıkla ayırt edilmektedir.
Paradigmanın temelinde inanç
yatmakta, gelecek vaadi cezbedici
niteliği sağlamaktadır.
Kuhn’un paradigmaya getirdiği bu temel betimlemelere karşı
ortaya konulan en temel eleştirilerden birisi ise, bilimin, kendisinin dışında
kalan toplumsal kesimlerden soyutlanmış olmadığıdır. Soğuk savaşın uzay bilimi
ve Batı’da bilim eğitimine etkisi; nükleer fizik ve füzyon araştırmalarına
çevreci/yeşiller gruplarından gelen tepkiler; biyolojik, tıbbî, genetik
kopyalama teknolojilerine toplumsal beklentilerin etkisi, vb. buna örnek olarak
gösterilebilir.
Psikoloji biliminde
1900’lerin ilk çeyreğinde şemalarla ilgili olarak ortaya atılan geştaltçı
yaklaşım, bir yandan Rus bilim adamı Vigotski’nin, düşünce ve dil gelişiminin
temellerinin toplumsal-kültürel ortamda atıldığı, üst düzey düşünme
süreçlerinin bunun ardından geliştiği yönündeki tezleri gündemde yerini alırken,
1950’li yıllara gelindiğinde Noam Chomsky’nin dilsel yapıda üst ve alt yapı
kavramlarını ele alması, tartışmalara canlılık kazandırmıştır. 1960’lı yıllarda
özellikle, yıllarca süren araştırmalarının ürünlerini kamuoyuna yansıtan Jean
Piagèt, çocukluk yıllarında bilginin edinimi ve temel özelliklerini kapsayan
Epistemoloji Kuramı’nı işlemiştir. Piagèt’ye göre, Skinner’den bu yana gündemde
bulunan davranışçı anlayıştan sıyrılmalı; biliş ve bilişsel gelişim yönünden
bilginin gelişimine ışık tutmalıdır. Bu anlayışın temelinde şema (bilişsel harita) kavramı
hakimdir. Şema, dinamik bir bilişsel yapıdır. Beyinde doğuştan gelen az sayıda
şema vardır. Yaşama adımını atan çocuğun çevresiyle olan etkileşim ve iletişimi
sırasında şemaların sayısı artar, yapılarında gelişme gözlenir ve daha karmaşık
bir örüntü oluşur. Piagèt’nin modelinde iki kavram esastır: Birincisi özümseme, ikincisi de uyumlaştırmadır. Bu kavramları
aşağıdaki çizimle göstermek olanaklıdır.
Çizim 2. Bir Şemanın Özümseme ve Uyumlaştırma Süreçlerindeki
Gelişimi
(1)

(2)


(3)
Daha
önce bilişsel yapıda yer almış bir Şemaya (1), yeni bir olay, kavram, biçim,
ses, renk, vb. nitelikteki bir alt şema dahil edilecekse, kendisinden önceki
öğelerde bir değişiklik sözkonusu olmaksızın ancak yeni gelen öğeye yer
açılmakta ya da var olanlara eklenmektedir (2). Bu nitelikteki bir eklemeye özümseme adı verilmektedir. Bunu daha
iyi anlamayabilmek amacıyla, önceden belli miktarda havayla şişirilmiş bir
balona, sonradan biraz daha hava verilerek hacminin artırılması, örnek olarak
verilebilir. Sonradan eklenen havayla, balonun temel yapısal niteliğinde bir
değişiklik olmamaktadır.
Öte
yandan, önceden yapılandırılmış bir şemada yer etmiş bulunan öğelerin ortak
niteliklerinden hareketle yeni bir düzenleme yapılırsa, buna göre yeni alt
gruplar oluşturulursa, ortaya yeni nitelikteki alt şemalar çıkar (3). Buna uyumlaştırma adı verilir.
Piagèt’ye
göre, özümseme ile uyumlaştırma süreçleri arasında bir denge sözkonusudur.
Biyolojik gelişme mümkün oldukça ve olgunlaşmaya doğru adım atıldıkça, bilişsel
gelişme aşamalarında da benzeri olgunlaşmalar gözlenebilmektedir. Genelde bu
şemalar, içsel nitelikte ve bireye özgü yapılardır. Temelinde, dış dünyadan
gözlenen davranış/eylemlerin içselleştirilmesi süreci yatar. Çocuğun içinde
bulunduğu ortama uyum sağlaması ve yaşamını sürdürmesi ile bilişsel yapılar
genişler, daha da zenginleşir ve farklılaşır. Bilişsel yapılanma, çocuğun
farklı ve zengin ortamlarda yaşantılar geçirmesiyle daha da farklılaşır. Çocuk,
nesnelerle olan etkileşim ve geçirilen yaşantılar sonucunda dilsel
anlatım/iletişim örüntülerini oluşturur ve yorumlama aşamasına geçer. Ancak
Piagèt’ye göre, sadece nesneler ya da olayları gözlemleyerek zihinsel şemalar
gelişmez; işlemlerin bizzat çocuk tarafından yaparak yaşayarak
gerçekleştirilmesi çok önemli bir yer tutmaktadır. Yaşam deneyimleri
geliştikçe, şemalarda bir hiyerarşi oluşmakta; üst şemalar, alt şemalar, daha
alt şemalar, vb. ayrımlaşma ve çeşitlenmeler yer almaktadır. Özümseme, bu bakımdan, çok karmaşık ve akışkan niteliğiyle, esnek
bir yapıdadır.
Ne
var ki, özümseme ile uyumlaştırma süreçleri arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın
algılanması bir iç dengesizlik
olarak adlandırılmakta; sonuçta, bilişsel yapılarda daha iyi bir uyumlaştırmaya
yönelik içsel güdülenme kendisini
göstermektedir. Piagèt’ye göre, bu mekanizma bireyin içinde vardır; dışarıdan
nesneler ve olaylarla iç dengesizlik yaratılamaz. Dolayısıyla uyumlaştırma,
sürekli, farkedilmeyen, yorumlayıcı bir bilgi edinme etkinliği olarak
tanımlanabilir; bilişsel gelişimin değerlendirici ölçütüdür.
Kuhn’un
toplumsal bilişin bir yansıması olarak bilimin gelişim süreci tanımlaması ile
Piagèt’nin bireysel bilişin gelişim sürecini, bireysellik ile toplumsallığın
bilişsel gelişme evrelerini, daha iyi anlama olanağını sağlayacağı umuduyla,
karşılaştırmalı olarak vermek yerinde olacaktır.
Çizim 3. Piagèt’nin Genetik Epistemolojisi ile Kuhn’un
Bilimsel Gelişim Aşamaları Arasındaki Koşutluk






Çizim 3’e bakıldığında, 1960’lı yıllara hakim olan bilim
felsefesi ile bireyin gelişim aşamalarına ilişkin ortaya konulan bilişsel
olgunlaşma çerçevesi, temelde ortak yönler sergilemektedir. Bu kuşbakışı
değerlendirme, eğitim teknolojilerinden eğitim sistemlerinin yararlanması
açısından sürdürülürse, eldeki incelemenin amacına bir adım daha yaklaşılmış
olacaktır.
Davranışçı
yaklaşımın temsilcilerinden olan Skinner, çağrışım, pekiştirme, ödül, ceza, vb.
kavramlarla öğrenme makinalarını geliştirmiş; Piagèt’nin davranışsal yaklaşıma
karşı ileri sürdüğü bilişsel gelişim aşamaları anlayışına uygun yeni teknolojik
ürünler piyasaya sunulmuş ve sonunda, Vigotski’nin toplumsal-kültürel etkileşim
ortamında bireyin bilişsel gelişimini tamamlayabileceği düşüncesi, World Wide
Web (Küresel Bilgisayar Ağı) olgusuyla küresel boyutlarda tümleştirilmiştir.
Edgar (1995)’ın bu
çerçevede yaptığı bir çalışmadan hareketle, öğrenme makineleri ya da daha sonra
merkezi öğretme sistemlerinde Skinner anlayışının bir ürünü olarak, konuya
dayalı, davranışsal hedefler ön plana çıkarılırken, Piagèt’nin etkisi altında
bilgisayar sistemlerinin bireye özgüleştirilmesi ve açık uçlu ortamlarda,
öğrencinin kendi öğrenme yapılarını oluşturması odak noktasına alınmış olduğunu saptamak olanaklıdır. WWW (Küresel Bilgisayar Ağı) ortamlarında
ise, Vigotski’nin, bireyin ancak
toplumsal ortamda üst düzey düşünme süreçlerindeki yetkinliği sergileyebileceği
anlayışının bir ifadesi olarak, öğrenmenin toplumsal boyutlarını öne çıkaran,
herkese ulaştırılabilir, bireyler arasında iletişimli,
dinleyicileri/okuyucuları kapsayan eğitim projeleri yararlı sonuçlar vermiştir
ve gittikçe de gelişmektedir.
Bu üç anlayışı oluşturan
Skinner davranışçılığı, Piagèt bilişselciliği ve Vigotski üstbilişçiliği (metacognitive
stratejileri) aşağıdaki gibi karşılaştırılabilir.
Çizim 4.
Skinner, Piagèt ve
Vigotski’nin Görüşlerinin, Eğitim Teknolojisine Uyarlanmalarının
Karşılaştırmalı Bir Değerlendirmesi
|
Özellikler |
Skinner |
Piagèt |
Vigotski |
|
Eğitim Pedagojisi |
Konu odaklı |
Öğrenci Odaklı |
Toplumsal Çerçeve Odaklı |
|
Hedef |
Programlanmış makinayla öğrencide davranışsal değişiklik oluşturabilme. |
Öğrencinin bilgisayarı
programlayabilmesi. |
Bireysel dilin ve üst düzey bilişsel gelişimin toplumsal ortamda sağlanabilmesi. |
|
Eğitim Ortamı |
Soyutlanmış öğrenciler; bilgi kaynaklarına sınırlı erişim |
Yerel öğrenci grupları |
Herbir öğrencinin herhangi bir zamanda konu için hazır olması. |
|
Eğitim Programı |
Öğretmenin geliştirdiği ve yürüttüğü birtek
program |
Yapısalcılık, öğrenciyi konu
alanlarında deney kurgulama ve yürütme konusunda serbest bırakma. |
Tüm öğrenme etkinliği, bireyin içinden geldiği gibi gelişir; programlar
arasında geçişler mümkün. |
|
Bilgisayar |
Merkezi, önceden programlı, işlem dilleri var. |
Yerel nitelikte; birey kendisi programlayabilir. |
Ağ’ın bölünmezliği (bütünlüğü) esastır; birey dili toplumsal uzayda
başlar. Ağ, uzaydaki bağlantı sonrasında da yaşantı olanağı sunar |
|
Veriler |
Merkezi, programlı |
Kişisel bilgisayarın gücü, yeni kültürel alanlara geçişe fırsat
tanıyabilir. |
Ağ, Üstbağlantılardan oluşur. |
|
İşlem Ortamı |
Laboratuvar (soyutlanmış bireyler) |
Büro ya da ev |
Bir tek bağlanma ile Ağ, küresel çapta tüm konuları/bireyleri
ilintilendirebilir. |
|
Paralel Güdülenme |
Yok |
Yok |
……… “Haydi, söyleşiye burada son verelim!”, vb. duygulanımlar mümkün. |
Piagèt, Skinner için şu eleştirileri yöneltmiştir:
-
Uygulanan öğretim
makinaları çocuğun ruhuna uygun değildir. Bu görüşü, zamanın dilbilimcisi Noam
Chomsky de dile getirmiştir.
-
Çağrışım makinaları
pahalıdır.
-
Dil öğrenimine uygun
değildir.
Piagèt’nin
dayandığı nokta, Skinner yaklaşımında bireye girişim özgürlüğünü kullanma
fırsatının tanınmamış olması, dolayısıyla özgür eğitim değerinin olmayışıdır.
Deneyin temeli, özgür etkinlik aracılığı olmaksızın anlaşılmayınca, sonraki aşamaları zaten önemsizleşmektedir.
Öte yandan Vigotski , Piagèt’ye şu eleştirileri
getirmiştir:
-
Çocuğun düşünce
gelişimi, ötizmden toplumsallaştırılmış söze, hayali görüntüden ussal
ilişkilere geçişi nasıl gösterebilir?
-
Çocuk, yetişkinlerin
söz ve düşünüş biçimini özümseme yoluyla öğrenme sürecini nasıl
gerçekleştirebilir?
Piagèt’nin,
konuşma ya da söz,
toplumsallaştırılmıştır anlatımı söze, sanki
daha başından toplum dışıymış gibi bir anlam kazandırdığından, ancak gelişme ve değişme sonucunda
toplumsallaşmıştır, iletisini yüklemektedir. Oysa Vigotski’ye göre, dilin
temelinde toplumsal etkileşim ya da toplumsal bağlantı yatar. Söz, bu ortamda
bulunanları etkiler; yetişkin ya da çocuk tarafından konuşma başlatılır.
Öyleyse, çocuktaki ilk konuşma biçimi, tümüyle toplumsaldır. Üstelik çocuğun,
her konu alanı için almaya en üst düzeyde açık olduğu bir dönem vardır. Üst
düzey düşünme süreçlerindeki gelişmenin toplumsal ve kültürel doğası,
yetişkinlerle işbirliğine bağlıdır.
Vigotski
bu düşüncesini, ZOPED (Zone of
Proximal Development) ya da Gelişmeye
Açık Alan kavramıyla belirtmektedir. Buna göre, bir alanda birey kendi
başına çalışırken belli düzeyde bir başarım sergileyebilir. Oysa bir
bilgisayar, bir yaşıt, bir uzman ya da kendisinden daha becerili bir başka
kişinin eşliğinde ya da kılavuzluğunda aynı çalışmayı yaparsa, kendisindeki
gizilgücü en üst düzeyde kullanma olanağını bulabileceğinden, ortaya bu iki
durum arasında belirli bir başarım farkı çıkmaktadır. İşte, Vigotski çocuğun bu
etkinliğine toplumsal çıraklık
olarak bakmaktadır. Nitekim, Berryman da çıraklığa değinirken, kapsam/içerik,
yöntem, ardışıklık ve toplumbilim açısından bilişsel çıraklığı ele almaktadır.
Buna göre, kapsam
çerçevesinde; işin püf noktası, bilişsel yürütme stratejileri olarak hedefleri
belirleme, stratejik planlama, gözetleme, değerlendirme, gözden geçirme
(metacognitive stratejiler)yi belirtmektedir. Öğrenme stratejileri çerçevesinde yeni
alanlar bulma, belli bir konuda derinlemesine bilgi edinme, bellekteki
bilgileri yeniden biçimlendirme niteliklerine işaret etmektedir. Yöntem çerçevesinde ise, gözlem
yapma, katılma, çerçevede uzmanca stratejiler bulma etkinliklerine dikkat çekmektedir. Yine yöntem boyutunda,
ele alınan konuyla ilgili olarak gözden
kaçanların dikkate sunulması, dönüt sağlanması, anımsatıcı ipuçların işe
koşulması çok önemli bir yer tutmaktadır.
Bu yoldan pekiştirme işlevi
gerçekleşmekte ve konu üzerinde bireyin
denetimi egemen olmaktadır. Dolayısıyla, bir yandan birey dışsal süreçler
üzerinde etkinliğini somutlaştırırken, öte yandan, ulaşmak istediği hedefe
yönelik olarak sürekli biçimde özdenetim altında kendi bilişindeki bilgi, süreç
ve değerlendirme aşamalarını geliştirmektedir. Aşamalılık boyutunda ise, karmaşık
sorunlarda/konularda ayrıntılara geçmeden önce, tüm alanı görebilme duygusu
kazandırılmaktadır (şema oluşturma). Son olarak, toplumbilim açısından bilgi ne zaman, nerede ve nasıl başka
durumlara aktarılabilir? sorusunun yanıtı aranmakta ve başkalarıyla
birlikte çalışmanın önkoşul olduğu belirtilmektedir (Gümüş, 1997; Osborne;
Metcalfe ve Shimamura, 1996).
Bu
açıklamalar, edilgin öğrenen birey yerine, etkin ve toplumsal ortamda katılımcı
bireye ışık tutmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, öğrenme sürecinde biliş,
istenç, duygulanım bir bütün olarak etkindir. İstenç, başarımı kılavuzlayıcı
etkendir; özerkliğin simgesidir. Özellikle derin başarıyı hedefleyen bireylerde
sebat olarak yansımasını gösterir.
Bireyin WWW (Küresel Bilgisayar Ağı)’deki
konumunun iyi saptanabilmesi için öğrenmenin şu ölçütlerine göz atmakta yarar
vardır. Öğrenme:
1.
Bilgideki artıştır;
çok şey bilmedir.
2.
Ezberlemedir;
yüklenen bilgiye yeniden ulaşabilmektir.
3.
Gerekli oldukça işe
koşulabilecek olgular, beceriler ve yöntemleri elde etme/edinmedir.
4.
Konular arasında ve
dünya ile bağlantı kurma, anlamlandırma ve soyut kurgulamadır.
5.
Değişik yoldan
gerçeği yorumlama ve anlama; bilgiyi yeniden yorumlayarak dünyayı kavramadır.
İlk
iki maddede sıralanan öğrenme biçimi, bilgiyi değiştirmeksizin aktarmacılıktır.
Oysa, üç, dört ve beşinci maddelerdeki öğrenme yolları; güdüleyici uygun
ortamı, yüksek öğrenme etkinliğini, yaşıtlar ve öğretmenlerle etkileşimi, son
olarak da iyi yapılandırılmış bilgi/veri tabanını gerektirir.
WWW
(Küresel Bilgisayar Ağı)’de birey, derin
öğrenmeyi gerçekleştirebilmesi için;
1. Okuma
metnini anlama ve yorumlama, sonra da kendine özgü yapıyı bilişinde oluşturma
sürecini olgunlaştırmış (uyumlaştırma);
2. Metinde
yer alan dil, işaretler, akış şemaları, çizelgeler, resimler, vb. bilgi
işaretlerini tümleştirme becerisini kazanmış olmalıdır.
3. Laboratuvarda
ya da düzyazı/nesir türü yazılarda olduğu gibi, öğrenilen konular başka
etkinliklerle tümleştirilerek konu içeriğinin anlaşılması kolaylaştırılmalıdır.
4. Öğrenilenlere
ilişkin dönüt sağlanmalı, eksikler tamamlanmalı, yanlışlar düzeltilmelidir.
5. Öğrenenin
amacı/hedefi, yapılan etkinlikler ve bunların sonuçları üstüne düşünme
geliştirerek, yukarıdakiler arasında bağlantı kurmak ve gerçeği yorumlamak ve
anlamak olmalıdır.
Hedeflerin ana
çizgileriyle bu biçimde saptanmasından sonra, hangi açılardan ve koşullarda gerçekleştirilip
gerçekleştirilemeyeceklerine değinmek yerinde olacaktır.
Beyin Odaklı Kuram
(Brain Dominance) (Johnston ve Orwig, 1997)’a göre, bilişsel süreçler, beynin sağ ve sol yarımkürelerinde gerçekleşmelerine bağlı olarak
ayrımlaşmaktadır. Sağ yarım kürede; sözdışı,
somut, doğal bütüncül yapısıyla algılanan iletiler işlenirler. Bütün bir görüntüyü oluşturan ve bütünle ilişkili
parçaları ele alan örüntülerdeki benzerliklerin saptanmasına yönelinir. Bu
yarımkürede, ezgisel ve çizimsel
yetenekler gibi sanatsal güçler
yansımasını bulmaktadır. Bu niteliklerin bilinmesinden hareketle, Küresel Bilgisayar Ağı’nın Ağbağ sayfalarında erişilen bilgilerin
çözümlenmesi; bu süreçte, öğeler arasındaki benzer yanların belirlenmesi, iletilmek istenen iletilerin sanatsal örüntü
aracılığıyla özümsenmesi, etkin grafik, çizim, vb. işlemler yapılarak bütüncüllüğe
ulaşılması, vb. bireysel güçleri işe koşmak sözkonusu olmaktadır. Bu
saptamalara dayanarak, bir Küresel
Bilgisayar Ağı sayfasının tasarımındaki albeni derecesi; renkler, ışık
demetleri, eğer varsa eşlik edici ana ya da düşük tonlu müziği, grafikler,
durağan ya da hareketli resimler, vb. beyin sağ yarım küresindeki işlevleri
gelişkin bireylere ilginç gelmektedir, denebilir.
Öte yandan, beynin sol yarımküresinde sözel, soyut ve çözümleyici bilgiler,
doğrusal ve ardışık bir biçimde işleme sokulurlar. Bütünü temsil eden küçük işaretlere yönelerek aralarındaki farklılıklar
ve karşıtlıklarda odaklanılır. Matematik
ve dil gibi akıl yürütme/uslamlama güçleri işe koşulur. Bir başka deyişle,
metnin neredeyse yazıya dayanan ve okuma-dil ağırlıklı edimin egemen olduğu Küresel Bilgisayar Ağı sayfalarıyla
etkileşimde, beynin sol yarım küresi etkindir.
Bu saptamadan da anlaşılabileceği gibi, beynin yalnızca
sağ ya da sol yarım küresini belirgin bir ağırlıkla işe koşma eğiliminde olan
bireylerin WEB sayfaları üzerinde çalışırken, gerek çalışma sürelerindeki
güdülenme dereceleri, gerek çalışmanın, sonuna dek sürdürülebilmesinde gerekli
bir öğe olan sebat/dayanma/sabır
gücü ve gerekse genel anlamda duygulanım
boyutundaki etkilenme düzeyi, olması beklenen etkililik ve verimlilikte
gerçekleşemeyebilecektir. Ancak, her iki yarım küreyi de bütüncül bir yapıda
işe koşabilen bireyler, anılan bu öğeler açısından umdukları sonuçlara daha
kolaylıkla ulaşabileceklerdir, denebilir.
Öte yandan, Harward Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr.
Howard Gardner’in Project Zero olarak anılan ve 1980’li yıllardan
1997 yılına dek uzanan, zekânın bileşenlerini saptamayı hedefleyen
çalışmalarının bir sonucu olarak (Campbell, Campbell ve Dickinson 1996);
1.
sözel-dilsel
yetenek,
2.
sayısal-matematik
yetenek,
3.
görsel-uzay
ilişkileri yeteneği
4.
ezgisel-işitsel
yetenek
5.
dokunsal-devinişsel
yetenek
6.
bireylerarası ilişkileri geliştirme yeteneği ve
7.
bireysel iç
yaşantıları gözlemleme yeteneği
gibi belli başlı yedi bireysel güç kaynağının anlamlı
derecede etkin olduğu ortaya sergilenmiştir. 1996 yılı sonunda ise, sekizinci
bir güç kaynağı olarak çevreci/doğacı
yetenek ileri sürülmüştür.
Küresel Bilgisayar
Ağı sayfalarında sergilenen olanaklar çerçevesinde, sözel ve sayısal
işlemlerin yapılmasına ek olarak, grafik çizimlerin getirdiği kolaylıklar sonucunda,
üç boyutlu görsel imgelerle bu güç kaynağının da etkin biçimde işe koşulmasına
giden yollar açılmış olmaktadır. Yine Küresel
Bilgisayar Ağı’nda işe koşulan müzik yayınları ya da müzik eşliğindeki
sayfalarda bireyin ezgisel gereksinimine yanıt verilmesi de bir dereceye kadar
sağlanmış olmaktadır. Ancak, dokunsal-devinişsel etkinliğine gelince, Küresel Bilgisayar Ağı’nın bağlandığı
bilgisayar ekranı karşısında uzun
süreler edilgin bir konumda kalmaya mahkûm olan bireyin doyumsuzluk
sorununu yaşaması bir dereceye kadar kaçınılmaz olmaktadır. Yine de, spor,
plastik sanatlar, vb. etkinlik alanlarında bilişsel yapının
psiko-motor/devinişsel alt bölümlerini ilgilendiren sanal görüntü ve devinimler eşliğinde bireyin, kendisine iletilmek
istenen iletileri içselleştirerek kendi eylemlerine dönüştürmesi olanağından
söz edilebilir.
Vigotski’nin de ileri sürdüğü gibi, toplumsal-kültürel
örüntüde bireyin ancak kendisini bir bütün olarak ortaya koyabileceği
anlayışının somut yansıması olan bireylerarası
ilişkileri gerçekleştirme yeteneği, özellikle bilgi alış-verişi/söyleşi grupları ya da elektronik posta olanakları ile doğrudan bireyden bireye
ilişkilerin yürütülmesi biçiminde ortaya çıkabilmektedir.
Bireylerarası ilişkilerden fazlaca haz duymak bir yana,
kendi yalnızlığıyla baş başa kalmayı tercih eden ve iç yaşantıları/gözlemlerine
dikkatini odaklandırarak; gerek ezgi, resim, grafik ve plastik sanatların ve
gerekse şiirsel, yazınsal, vb. etkinlik alanlarına duyduğu derin ilgi ve
güdülenme nedeniyle o tür yapıtlara erişme ve kendine özgü yapıtları
somutlaştırma/üretme çabasında olan bireylere de değişik olanakların
sunulduğundan söz edilebilir. Özellikle son yıllarda, ayrı ayrı bireyler başta
olmak üzere, çeşitli bilim ve sanat kuruluşlarının kendi Küresel Bilgisayar Ağı sayfalarını oluşturarak buralarda
yapıtlarını sunmaları, - ki bunlara, dünyanın en ünlü müzelerinden olan
Paris’teki Louvre Müzesi örnek olarak gösterilebilir – iç yaşantılarını daha da
zenginleştirmek isteyen ve etkinliklerine çok boyutluluk katmada kendilerine
örnek arayan bireyler için büyük olanaklardır, denilebilir.
Son olarak, Darwin’in doğa içinde yaptığı uzun süreli
gözlemleri, değişik şarapların tad ve koku yönünden niteliklerini belirlerken
ilgili uzmanların sergiledikleri tadsal değerlendirmeler, bir araba motorunun
çıkardığı ses ve titreşimlerden hareketle markasını belirleyen uzmanın işitsel
yaklaşımı, parmak izleri üzerinde çalışan bilirkişilerin şaşırtıcı
duyarlılıkları, vb. özel becerilerin oluşturduğu doğacı yetenek sözkonusu olduğunda, her ne kadar doğal nitelikleri
gibi olmasa da, sanal görüntülerin sergilendiği bu tür olanaklar ve hattâ yeni
tür ve nitelikleriyle karşı karşıya gelmek çok olanaklıdır. Özellikle de
Ağbağlar aracılığıyla değişik ülkelerde oluşturulan söyleşi gruplarına üye bu
tür yetenekli bireylerin gözlemlerini karşılıklı paylaşmaları, Küresel Bilgisayar Ağı sayesinde
gündemde yerini korumaktadır.
Yukarıdaki öngerekliliklerden anlaşılacağı gibi, Küresel Bilgisayar Ağı’ndaki birey,
öğrenme stratejilerini geliştirmiş, üstbiliş çerçevesinde hedefini saptamış,
planlamasını o doğrultuda gerçekleştirerek içsel ve dışsal süreçleri gözetlemiş
ve elde ettiği sonuçları değerlendirerek tüm çalışmasını gözden geçirmiş;
bununla da yetinmeyerek kendine özgü koşulları ve gayeleri dikkate almak
suretiyle yeni çıkarımları elde etmiş olmalıdır. Bu sürecin temelinde ise, bilimsel kuşkuculuk bulunmalıdır.
Zaman zaman Küresel
Bilgisayar Ağı’ndaki çalışma olanaklarını etkileşimli tanımlamasıyla sunan araştırmacılar da çıkabilmektedir.
Bu bağlamda, ortaya konan itirazlar ise şunlardır: Üstbağlantılı yazılar(*),
metin tabanlı olarak etkileşimli değildir. Öğrencinin eylemine kendiliğinden
dönüt/geri bildirim sağlamaz. Metin değişmez; ancak sistem çerçevesinde
değiştirilebilir. Kitap boyutunda bir metindir. Olsa olsa, öğrenciye akademik
anlayışı geliştirme olanağı sağlar. Üstbağlantılar, yazar tarafından önceden
belirlenmiştir ve yapıyı kavramada eylem olanağı vermez. Bu nedenle, bu bir yeniden paketlemedir. Üstelik, bu
yerde yoğun görüntüler de varsa, yüklemede/ekrana getirmede epey bir zaman
geçeceğinden, bir kitabı açıp bakma eylemine göre çok daha can sıkıcı ya da
sinirlendirici bir ruhsal tepkiye de neden olabilmektedir.
Ancak, etkileşim kavramı çerçevesinde, Küresel Bilgisayar Ağı’nda yazı yazma,
görüşleri dile getirme, resim ekleme, değişiklikleri izleyerek, yorum, görüş ve
eleştirileri yansıtma olanağı verilmesinden sözedilebilir. Sonuçta, bireyin
metni kavraması, parçalar arasında tümleşiklik ilişkileri kurması, olanlarla
ilgili etkinlik gösterme, düşünce geliştirme, yorum yapma yoluyla verileri
çözümsemesi ve kanıt elde etmesi, bireşime gitmesi sözkonusu olabilir.
Bu çerçevedeki bir etkileşim tanımlamasının da ilerisine
geçilerek, sanal bir dünyada sanal bir kurum, oluşum ya da bilimsel araştırma
merkezinde var olan tüm araç-gereçlerin işe koşulmasıyla yapılacak bilimsel
gözlemler, yolculuklar, onlara ilişkin görüşler, yorumlar ve çıkarımlara
vardırıcı çözümseme ve bireşimler en etkin öğrenme yolunu oluşturabilir. Bu
yöntemde, teknoloji kendi doğal ortamında gözlenebilir. Uygun güdüleyici ortam,
üst düzeyde öğrenme etkinliği, başkalarıyla (yaşıt ve öğretmenleriyle)
etkileşim ve iyi yapılandırılmış bir bilgi tabanı ile karşı karşıya gelinmesiyle mümkün
olabilecektir. Tüm bu etkinliklerin
ardından da, anında ulaşılabilir/on-line elektronik dergilere düşünceler
aktarılmış olursa, tüm olup bitenler, bireyin bilişsel sisteminde özgünleşerek
kalıcı bir niteliğe bürünmüş olacaktır.
Abraham
Maslow’un gereksinimler hiyerarşisinde; fizyolojik, güvenlik, sevme-sevilme
(aidiyet), özsaygı (başarılı olma, onaylanma, tanınma, vb.),
bilme-anlama/kavrama, estetik (düzen, simetriklik, vb.) ve kendini
gerçekleştirme gereksinimleri yer almaktadır.
Ancak kendisinden sonra insancı
psikoloji alanında çalışma yapan yeni Maslow’cuların eklemeleriyle bu
aşamalarda artış olmuştur. Buna göre, bireyin yalnızca içinde bulunduğu anlarda
özlemini duyduğu alanlarda ve konularda gayelerine ulaşmasını tanımlayan
kendini gerçekleştirme kavramı, başka
bireylerin kendilerini gerçekleştirmesine yardımcı olmaya dek
vardırılmıştır. Bu durum Çizim 4.te yansıtılmaya çalışılmaktadır.
Çizim 5. Maslow’un
Gereksinimler Hiyerarşisi/Piramidi(*)



Çizim
5’ten de anlaşılabileceği üzere, başkalarının kendilerini gerçekleştirmesine
yardımcı olma arzusunu taşıyan bir kişinin mutlaka toplumsal örüntüde etkin
olması gerekmektedir. Konuya çoklu ortamlar açısından bakıldığında, Ağbağ
sayesinde çok boyutlu ve yönlü bilgi alış-verişinin sağladığı bu olanağın özverili biçimde işe koşulmasıyla
birlikte, sanal ortamda dayanışma ve
yardımlaşmanın yolları açılmakta; bireylerin sayısı çoğaldıkça öğrenen toplulukların oluşmasına
yönelik gerekli havanın oluşmasına yardımcı olunmakta ve iletişim alt yapısı ve
olanaklarının gelişmesi ve hızlanmasıyla da öğrenen toplumların belireceği günlerin çok uzak olmayacağı
umulmaktadır. Bütün bu ortak çalışmaların sergilenmesine eşlik eden en etkin
öğenin, ortak hedefe dönüşme
gizilgücünü taşıyan geleceği tahmin etme
çabası olduğu apaçıktır.
Bilgisayar
ve Ağbağların sunduğu imkânların, ülkelerin eğitim hedefleri ve kültürel
özgünlükleri açısından anlamının irdelenmesi gerekir. Bu teknolojik olanağın bir
yeni yayılmacılığı başlattığı bilinmektedir. Sömürüye dönüşmemesi için neler
yapılabilir?
Küresel Bilgisayar Ağı sayfaları, daha çok gelişmiş ülkelerin beyaz erkeklerince düzenlenmekte ve
postmodern bir anlayışla demokratik özgürlük adına, Küresel Bilgisayar Ağı’na girmede geri kalmış sayılabilecek ve
yeterli bilgi ve donanımdan yoksun ülkelerin bireyleri, küreselleşen dünyanın
belli hedeflerine çekilmeye zorunlu bırakılmaktadırlar. Birinci aşamada yer
alan katılımcılarda aşırı bir özgüven ve başarım duygusu, geniş kaynaklar ve
olanaklar egemen iken, ikinci aşamada yer alanlar açısından, dışlanma ya da eleştirilme kaygısı, gelişmelerin gerisinden gitme
çabası ve sonuçta yapıcı ve yıkıcı
ruhsal gerilim eşikleri arasında gidip gelen bir Ağbağ’da kaybolma paranoyası/kaygısı
gözlenebilir olmaktadır.
Ekonomik
sektörlerde küreselleşme sürecinin
değerlendirmesini yapan yetkililere göre, sistem gelişmiş ülke ekonomileri
lehine çalışırken geri kalmış ya da gelişmekte olan ülke sistemleri daha da
yoksullaşmaktadırlar. Postmodernci anlayışların
şırıngalandığı kültürel alanlarda ve Küresel
Bilgisayar Ağı’nda üçüncü dünya bireyleri, hedef ve hedefe ulaştırıcı
bilişsel ve dışsal süreçlerden yeterince haberdar olmadıklarından, karmaşanın
egemen olduğu, bir yandan büyüleyici, öte
yandan da ürkütücü nitelikteki Ağbağ
ortamlarının sarmalında, sözüm ona elde
ettikleri konumlardan nasıl yararlanabilecekleri sorusu tartışılmaya değmez
mi?..
Hepsinden
önemlisi de, Ağbağ’ımızı Geliştirelim!
sloganı çerçevesinde, VII. Kalkınma Planında hedeflenen ve bu incelemenin
başında sunulan örnek Türk insanının
temel niteliklerinin nasıl kazanılabileceği ya da kazandırılabileceği
sorusuna verilecek yanıttır. Ulusal politikaların yeterince güçlendirilip
desteklenmediği, başka ülkelerin teknolojik ve bilimsel üstünlük ve
etkinliğinin altında ezilerek çaresizlik
duygusunun yaşandığı dönemlerde,
bireylerin özgüveni, özsaygısı, yeterlik duygusu, başarım düzeyi olumlu mu,
yoksa olumsuz yönde mi biçimlenmeye eğilimli olacaktır? sorusu ayrıca
tartışmalara yol açabilecek niteliktedir. Ancak şurası iyi bilinmektedir: Dıştan
herhangi bir karışmanın
olmadığı, bireyin kendi özgürlükleri çerçevesinde, istediği gibi hareket
edebildiği bir sanal ortamda öğrenen ve kendini gerçekleştiren birey ya da
bireylerden, öğrenen ve kendini gerçekleştiren topluluklar/toplumlara doğru
geçiş, çok daha kolay olabilecektir!..
Ulusal/bireysel,
ulusal/uluslararası ve bireysel/bireysel düzlemdeki bilgi akışının, bireysel ve
ulusal varoluş açısından isteneni verebilmesi için, öyle anlaşılıyor ki, Ağbağ
karşısındaki bireyin duyarlı bir
kavrayış, ayrıştırma, kanıt toplama, bireştirme, esnek/eleştirel/yaratıcı
düşünme gücüne sahip, iyi bir iletişimci olarak yetiştirilmiş ve tüm bu
becerileri kazanmış olması kaçınılmazdır. Birey, bilgiye erişmekten öteye geçebilmeli, bu bilgiyle kendine özgü yeni bir
değer ve yorumlama sergileyebilmelidir. Bunun için ise, ülke, toplum ve
kültür bilgisinin ve karşılaştırma becerilerinin gelişmiş olması gerekir. Bu
gerekliliğin yerine getirilmesinde eğitim politikası çerçevesinde eğitimciye
çok görev düşmektedir. Piagèt anlayışından hareketle, bilgiyi özümseme
süreçleriyle uyumlaştırma süreçleri arasında ruhsal gerginliklere yol açan iç çatışmaları gideren uzmanca örüntü tanıma becerileri
bireylere/öğrencilere kazandırılmalı, ondan sonra Ağbağ’da araştırma süreçleri
için bilgisayar başına oturulmalıdır. Vigotski yaklaşımı gereğince ise, uzman kişilerin ya da uzmanca işlevi yerine
getiren bilgisayar programlarının örnek niteliğindeki bilişsel ve üstbilişsel
stratejileri çerçevesinde ve etkileşimli işbirliği koşullarında yeniyetmelik/çıraklık
aşamasının geçirilmesiyle birlikte, dilsel
iletileri alt ve üst düşünme düzeylerinde ve doğru biçimde değerlendirebilen bireyler
ancak Ağbağ sanal ortamlarında özgüvenli
ve dolayısıyla özgür adımlarla yolculuklarını
gerçekleştirerek kazançlı çıkabileceklerdir. Benzeri bireyler ancak, kendilerini gerçekleştirerek doğru
tahminlerde bulunabilecekler ve etkin öğrenen toplulukların oluşumunda
etkin bir rolü gerçekleştirebileceklerdir.
KAYNAKÇA
Alexander, Shirley,
Teaching and Learning on the World Wide Web. WWW.
Berryman, Sue E., Designing
Effective Learning Environments. WWW.
Campbell, Linda, Bruce Campbell, ve Dee Dickinson, 1996, Teaching and Learning Through Multiple Intelligence,
WWW.
Edgar, Robert, PC
is to Piaget, as WWW is to Vygotsky.
WWW.
Gümüş, Nazım, 1997, Öğrenmeyi
Öğretmenin Öğrenci Erişisi, Kalıcılığı ve Benliğine Etkisi. H.Ü. Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara.
MacIsaac, Dan, The
Pedagogical Implications of Parallels between Kuhn’s Philosophy of Science and Piaget’s
Model of Cognitive Development. WWW.
Metcalfe, J. ve A.P. Simamura, 1996, Metacognition: Knowing About Knowing. WWW.
Osborne, Jason, The
State of Metacognitive Measurement. WWW.
Resmi Gazete, 1995, Yedinci
Beş Yıllık Kalkınma Planı: 1996-2000. 25 Temmuz, Sayı 22354 Mükerrer.
Ryder, Martin ve Brent Wilson, From Local to Virtual Learning Environments: Making the Connection.
WWW.
(*) Program Geliştirme ve Öğretme/Öğrenme Süreçleri Uzmanı, DPT, elmek:
ngumus@dpt.gov.tr
[1] Devrim sözcüğü, Kopernik’in, Dünya merkezli evren anlayışından, devir halindeki/dönen Yer’i betimleyen bakış açısına geçişte paradigma değişimini simgelemektedir.
(*) Hypertext’ler
(*) Aşkınlık ve geleceği tahmin etme aşamaları, yazınalan taraması sonucunda, araştırmacı tarafından piramide eklenmiştir.