Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

21. Yüzyıl İnsanı Arayışları(* )(**)

1980’li ve 1990’lı yıllarda, küresel yarışmacılık, hızlı değişim, teknolojik devrim, yeni ekonomik yaklaşımlar ile sürekli iyileşme çabalarının yol açtığı örgütsel yeniden yapılanma yönelişleri, eğitime yönelik taleplerin niteliğinde köklü değişimleri birlikte getirmiştir. Çalışmanın doğası değişmiştir artık. Çalışanların işleri için beceriler kazanacakları öğrenme biçimi ile istikrarlı ve sürekli koşulları sağlamak anlayışı, yeni işler ve koşullara hazırlanacak kişiler için yenilikleri tahmin ettirici öğrenme yöntemine olan talep sonucunda sarsılmaya başlamıştır. Buna ek olarak, yönetici yetiştirme süreçlerinde, odak noktası, yeterlilik geliştirme anlayışından yönetmeyi öğrenmeye kaymıştır. Takım ruhuyla çalışma yönetim anlayışı ile sürekli iyileştirme hedefi, insan kaynaklarını geliştirme birimlerinin, artık takım yetiştiricisi, öğrenme danışmanı, kapasite geliştiricisi ve takımla birlikte öğrenme destekleyicisi rollerini de geliştirmelerini zorunlu kılmıştır (Dixon ve Chuchmuch, 1994). Yarışmacı büyük uluslararası şirketlerin yöneticileri, stratejilerindeki varsayımlarını alt üst etmişler; geleneksel olanları, stratejilerini olduğu gibi sürdürürken, yenilikçi olanları, müşterilerinin geneldeki değerlerini saptamayı ve bu yönde yeniden yapılanmayı sürdürmüşlerdir (Kim ve Mauborgne, 1997). Bu genel stratejinin alt öğeleri olarak, toplumlar, piyasalar ve teknolojideki değişimlerin, değerlerini apaçık bir yapıya kavuşturmayı, yeni stratejiler geliştirmeyi ve yeni çalışma yollarını öğrenmeyi, dolayısıyla uyumlaştırıcı girişimleri gerçekleştirmeyi hedefledikleri gözlenmektedir. Yöneticiler yalnız başlarına bunun üstesinden gelemeyeceklerinden, şirketlerinde çalışan tüm bireyleri, yeni ilişkileri geliştirebilmeleri, yeni sorunlara çözüm önerebilmeleri, zaman aşımına uğramış üretim tarzlarına yeni yollar katabilmeleri için alttan yukarı doğru bilgi akışı (feedback) olanaklarını sunmaktadırlar (Heifetz ve Laurie, 1997).

Örneğin Fransa’da yüzlerce sanayi tesisi, - bunlar arasında Thompsons, Peugeot, SNECMA ve Hewlett-Packard da var - Feuerstein  tarafından geliştirilmiş olan “Zihnin Yapısal Değişikliğe Uğratılması” kuramı çerçevesinde, çalışanlarını mesleki ortam koşullarında yeniden yetiştirme uğraşına girmişlerdir. Portekiz ve İspanya’da da gözlenen bu tür çabaların temelinde, işletmelerin yeni teknolojilere geçişte çalışanlarının geleneksel anlayıştan sıyrılmaları ve bireysel gelişmelerinin sağlanması sonucunda, yeni teknolojilere uyumlarını kolaylaştırma hedefi yatmaktadır. Fransa’da yapılan bu yetiştirme çalışmaları öylesine önemli sonuçlar vermiştir ki, Fransız çalışanları ve üst düzey yöneticilerinin zekâ becerilerindeki bu şaşırtıcı gelişmelerden dolayı, 1990 yılında Dr. Feuerstein, Fransa Cumhurbaşkanı tarafından onur madalyasıyla ödüllendirilmiştir (Feuerstein 1997).

Öte yandan, daha da gerilere giderek, 1968 yılında İtalyan işadamı Aurelio Peccei’nin önderliğinde değişik uluslardan değişik meslek önderleri ve bilim adamları ile üst düzey siyaset adamlarının katılımıyla oluşturulan Roma Kulübü çerçevesinde, bir dizi araştırma ve yönlendirme çalışması yapılmış; bunlardan “Büyümenin Sınırları” ile “Öğrenmenin Sınırları Yok” adlı raporlar, geleceğe anlamlı ışık tutmuştur. Avrupalı iş çevrelerinin insan kaynaklarını geliştirmeye yönelik bu yoğun ilgilerinin bir devamı olarak 1980’li yıllarda “InterClass” (International Corporate Learning Association) adlı ve büyük özel ve kamu kuruluşlarından oluşan,  kuruluşların çalışanlarına ve tüm ilgili taraflara açık, “öğrenen örgütler”  olmalarını sağlayacak bir konsorsiyumu kurmuşlardır. Dünya Bankası ise bu konsorsiyumun etkin bir üyesidir. Öyle ki, 22-25 Haziran 1997’de Kanada’nın Toronto kentinde yapılacak olan “Kalkınma İçin Bilgi: Küresel Bilgi Ortaklığını Kurma” konulu küresel konferansın parasal destekçisi konumundadır (Botkin 1997).

Felsefe boyutunda modernizm - postmodernizm tartışmaları yapıladursun, “küresel köy” kavramı çerçevesinde, uluslararası toplumun temel niteliklerindeki hızlı değişimler, ekonomik işletmelerin yönlendirmesi ve teknolojinin bunu şiddetlendirmesiyle birlikte, toplumların geleceğini belirleyen eğitim kurumlarını da etkisi altına almaya başlamıştır. İkibinli yıllara geçiş aşamasında yarışmacı, yenilikçi, yaratıcı, insan onurunun temeline verimli, ilkeli, erdemli ve dolayısıyla mutlu olmayı esas alan insan tipi nasıl yetiştirilecektir? Bu sorunun gerektiği gibi yanıtlanmasına yönelik olarak gerek iş çevreleri gerekse akademik çevreler, sürekli biçimde yeni çözüm yolları ve yaklaşımlar önermektedirler.

Daha 1979 yılında Venezuela Cumhurbaşkanı Luis Herrera Campins, Dr. Luis Alberto Machado’yu, insanlık tarihinde ilk kez olmak üzere, Zekânın Geliştirilmesinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak atamıştır. Tüm çabalar, bilimin demokratikleştirilmesine yöneliktir artık. Barış, demokrasi ve özgürlüklerin tüm dünyada egemen olabilmesi için, her bir bireyin zekâsının geliştirilmesi, ulusal bir amaca dönüştürülmeye çalışılmıştır. Toplum bireyleri hangi yaş ve konumda olurlarsa olsunlar, “zekâları geliştirilebilir” inancı hakimdir artık. Zira, gündemdeki konular değişir, ancak sistemler kalır. İnsan zekâsı da, kaçınılmaz biçimde, bu değişikliklerin üstesinden gelerek yaşamını sürdürebilecek bilgilenme, yorumlama, üst düzey zihinsel değerlendirme, sonuçta anlamlandırma sistemini geliştirmek zorunda kalacaktır (Machado 1997).

Dr. Abbot (1997) ise, son on yıldır, İngiltere’de sürekli biçimde eğitim sistemi için reformdan söz edildiğini, ancak yeniden tasarlanmasına değinilmediğini belirtmektedir. Eğer İngiliz insanının yaratıcı, girişimci, amaca yönelik, toplumsal sorumluluğu üsttenmeye hazır ve işbirliği içinde çalışma becerisini geliştirmesi isteniyorsa, eğitimin yeniden tasarlanmasının, öncelikli bir ulusal hedef olarak düşünülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Zira, insanlara ve toplumlarına üstünlük sağlayacak olan kaslar değil, beyinlerdir.

İşte, bu kaygılarla  yenilikleri uygulamaya aktarma çabaları eşliğinde Abbot, Başbakan John Major’a bir mektup yazmıştır. Onsekiz maddede ve insan bilimlerine giren disiplinlerarası bir yaklaşımla başta insan beyni olmak üzere, yeni bilimsel bulguların ışığında eğitim için oluşturulması gereken çok boyutlu koşulları saptamıştır. Ona göre, “okullar, dinamik bir süreci başlatmalıdırlar; bu süreçte, öğrenciler, öğretmenleri ve kurumlarına olan bağımlılıktan gittikçe sıyrılmalı; kendi öğrenmelerine yön verebilmeleri, yaşıtlarıyla birlikte çalışabilmeleri ve geniş kaynaklar ile öğrenme ortamlarını gerektiği gibi kullanabilmeleri için güvenin aşılanması” gerekmektedir. Ancak çocukluk yaşlarından başlayarak “düşünme bilgisi”, “öğrenme bilgisi”, “zihin/biliş bilgisi”nin nasıl geliştirileceği ve öğrenmeyi hızlandırıcı bellek destekleme stratejilerinin nasıl güçlendirileceği öğrenildiği ve bulundukları ortamlarda yüreklendirildiği sürece, geleceğin uyumlu, başarılı ve yaratıcı bireyleri olmaları da kendiliğinden sağlanmış olacaktır. Ayrıca, insan yaşamının belli dönemlerinde gelişmeye açık belirli beceri yatkınlıkları, gerekli “fırsat pencereleri” açılarak ortaya çıkarılıp geliştirilmezse, daha sonraki çabalarla kazanılmaları çok güç ve pahalı olabilmektedir. Bireyler ve toplumların gizilgüçlerinin daha fazla bu yoldan israf edilmemesi gerekmektedir.

Öte yandan, II. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan, ancak daha sonra tüm insan kaynaklarını toplumsal ve ekonomik kalkınma seferberliğine yönelten Japonya’da 1985 yılında Japon Ulusal Eğitim Reformu Kurulu, aşağıdaki temel ilkeleri benimsemiştir. Buna göre, i) bireye daha çok saygı gösterilmeli ve temel yapı taşları üzerinde odaklanmalı; ii) düşünme ve kendini ifade etme gücü başta olmak üzere, yaratıcılık aşılanmalı; iii) seçme fırsatları sunulmalı; iv) eğitim ortamları insancıllaştırılmalı; v) yaşam boyu öğrenme düzenine geçilmeli; vi) uluslararası alanda yer alma çabaları yoğunlaştırılmalı ve vii) bilgi çağının gerekleri yerine getirilmelidir. 1987 yılında ise, bir adım daha ileri gidilerek şu üç temel hedef saptanmıştır: i) Açık ve üretken kalp ve zihinlerin, güçlü bedenlerin ve zengin yaratıcı ruhların beslenmesi; ii) özgür ve kendi geleceğini kendisi belirleyen ruhların ve toplum çıkarını gözeten karakter yapısının geliştirilmesi ve iii) uluslararası toplumun bir üyesi olarak yaşamını sürdürebilecek biçimde, Japonların kültürlenmesi gerekir (Kobayashi 1997).

Dünya toplumlarındaki eğitim düzenlerinde gözlenen bu tür arayışlara göz attıktan sonra sıra ülkemizdeki eğitimin içler acısı durumuna bakmaya gelmiştir. Baloğlu (1990:73)’na göre,

Türk eğitim sistemi, öğretim programları ve eğitim araçları açısından, bilim ve teknolojideki çağdaş gelişmelerin çok gerisinde kalmaktadır. Kalıplaşmış geleneksel öğretim programları ile yetersiz eğitim araçları yıllardan beri önemli değişikliğe uğramadan kullanılmaya devam etmektedir. Programlar ve eğitim araçları açısından eğitim sistemi, bilim ve teknoloji faktöründen yeterince etkilenmemiş ve Türk toplumunun değişmeye uyumu en etkili aracından yoksun kalmıştır.

Öyleyse, neler yapılmalıdır? 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlanırken, yeni bir yüzyılın eşiğinde “Türk insanı hangi temel niteliklerle donanık olmalıdır?” sorusunun yanıtı da bulunmaya çalışılmıştır. Türk insanının kazanması gereken nitelikler şöyle sıralanmıştır: i) Laik, ii) evrensel, iii) cumhuriyetçi, iv) ulusal kültürü geliştirici, v) düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, vi) yeni fikirlere açık, vii) kişisel sorumluluk duygusu gelişmiş ve viii) bilim ve teknoloji üretimine yatkın ve beceri düzeyi yüksek (DPT 1995).

Ne var ki, 1960’lı yıllardan bu yana planlı kalkınma sürecinden geçen ülkemizde, özellikle 1975’lerden sonra hedef-gerçekleşme kopuklukları hızlanmış ve liberal ekonomik yapıya geçişle birlikte eğitim düzenine aktarılması gereken parasal kaynaklar ile öğrenci niteliklerini geliştirici yenilikçi öğretme ve öğrenme yöntemlerindeki yetersizlik ve hattâ gerileme, kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının hantal bürokratik yapısında yeni düzenlemelerin yapılması öngörüldüğü halde bundan uzak kalınmış; ilköğretimden ortaöğretime geçişte ilgi ve becerilerin gözönünde bulundurularak meslek okullarına yöneltmede yetersizlik gözlenmiştir. Daha da üzüntü verici olanı ise, yüksek öğretim kurumları önündeki yığılmaya bir çözüm getirilememiş; öğrenci niteliklerindeki çarpıcı gerileme bir türlü önlenememiştir.

Öğretmen yetiştiren eğitim kurumları fakülte düzeyine çıkarılmış olmasına karşın, son yıllarda eğitim programlarında gerekli yenilikler zamanında yapılamadığından, zaman aşımına uğramış bilgi kaynakları yenilenmekten uzak kalmış ve bu koşullardaki eğitim kurumlarına gelen yeni mezun öğretmenler, öğretme-öğrenme yöntemleri ve stratejilerinde değişiklik güçlerini kendilerinde bulacakları yerde, kendileri geleneksel ezbercilik yöntemlerine uymaktan başka çare bulamaz olmuşlardır.

Sonuç olarak, gelişmiş ülkelerde toplumsal öğrenme örgütlerinin hızla yayıldığı Internet ağları aracılığı ile eğitim kurumları tümleştirilirken, bilgi akışı doruğuna ulaşırken, şirketlerin, fabrikaların, öğrencilerin, yöneticilerin, tüm toplum bireylerinin zihinsel yapılarını irdeleyici, bireşimci, yorumlayıcı öğrenme stratejileriyle yeniden biçimlendirirken, ülkemizdeki ezberci düzenin temel hedefini yeniden belirlemek ve tümüyle yeniden tasarlayarak dinamizm kazandırmak kaçınılmaz olmaktadır. Belirli kolejler ve özel kurumların çabalarıyla belirli kitlelere ayrıcalıklı ve üstün niteliklerin kazandırılması projeleri, tüm toplum katmanlarına ve kamu okullarına yansıtılmadığı sürece, ne verimliliğin rasyonalizasyonu, optimizasyonu, ne de ezici sorunların çözümünde katılımcı, girişimci ve yaratıcı bireylerin yetiştirilmesi sözkonusu olabilir. Eğitim düzenimiz, her yaştaki bireylere, yeteneklerini geliştirici “fırsat pencereleri”ni açmalı, yaşam boyu öğrenme güdülenmesini kamçılamalı ve basılı, sözlü basın ve yayın kuruluşları başta olmak üzere, tüm olanaklarıyla, insanlarımıza “öğrenme, düşünme, kendini ifade etme ve demokratik yaşama yollarını öğretme”de daha fazla geç kalmamalıdır.


KAYNAKÇA

Abbot, J. (1997), “Report to Prime Minister John Major”. 21st Century Learning Initiative. Http://www.newhorizons.org/ofc_21climajorreprt.html.

Baloğlu, Z. (1990),  Türkiye’de Eğitim: Sorunlar ve Değişime Yapısal Uyum Önerileri. İstanbul: TÜSİAD.

Botkin, J. (1997), “The Club of Rome A Learning Organization?”. Window on the Future. Http://www.newhorizons.org/wwart_botkin.html.

Dixon, J. ve M.Chucmuch, (1994), “Self-Directedness in the Workplace: A Re-Examination”. Http://artsci-ccwin.concordia.ca/education/girat/SDLPB94DR3.html.

DPT (1995), VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Stratejisi (1996-2000). Ankara:DPT Matbaası.

Feuerstein, R. (1997), “New Horizons”. Creating the Future. Http://www.newhorizons.org/crfut_feuerstein.html.

Heifetz, R.A. ve D.L. Laurie, (1997), “The Work of Leadership”. Harvard Business Review. Http://www.hbsp.harvard.edu:8000/groups/hbr/janfeb97/97106.html.

Kim, Chan ve R. Mauborgne, (1997), “Value Innovation: The Strategic Logic of High Growth”. Harvard Business Review. Http://www.hbsp.harvard.edu:8000/groups/hbr/janfeb97/97108.html.

Kobayashi, N. (1997), “The Emotional Basis of Learning”. Creating the Future. Http://www.newhorizons.org/crfut_kobayashi.html.

Machado, L.A. (1997), “Universal Goal”. Creating the Future. Http://www.newhorizons.org/crfut_machado.html.

 



(*) Nazım GÜMÜŞ, Eğitim Programları ve Öğretme-Öğrenme Süreçleri Uzmanı.DPT.

(**) 15 Mart 1997 tarihinde yapılan “Ezbersiz Eğitim Sempozyumu”na bildiri olarak sunulmuştur.